Günün Tarihi:21 Eylül 2017

 

 

Sanat Müslüman’ın meselesidir


‘Hazreti Peygamberi Sanatla Anlatmak’ isimli sempozyum, Sakarya Üniversitesi Sabahattin Zaim Konferans Salonu’nda başladı. Sempozyumda konuşan Ömer Lekesiz, “Sanat dinin değil, Müslüman’ın meselesidir” dedi.

Katılım

Açılış oturumunda konuşmacı olarak Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Andı, Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yılmaz Daşçıoğlu, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Murat Özel, Yazar Ömer Lekesiz ve Şair-Yazar Dr. Celal Fedai yer aldı. Oturuma Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Duman, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas ve Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı İbrahim Aktürk ve çok sayıda öğrenci katıldı.

Sanatçılar bir arada

SAÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Çok güzel bir çalışma. Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri ve iki üniversitenin bir araya gelmesiyle çok güzel bir organizasyon. İnşallah başka programlarda da bir arada oluruz. Bu vesileyle sempozyumun faydalı geçmesini temenni ediyor, katkıda bulunanlara teşekkür ediyorum” dedi. FSMV Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Duman, “Bu çalışmanın hayata geçirilmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum. 30’un üzerinde sanatçıyı, edebiyatçıyı bir araya getirip, sempozyum yapabilmek önemli bir maharettir. Her iki üniversitenin öğrencileri burada. Katılan tüm öğrencilerimize teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Realite bozuluyor

Hz. Peygamber’in günümüz sanatında günden güne büyüyen bir tehlike olarak popüler romanlarda ele alındığını söyleyen oturum başkanı Prof. Dr. Fatih Andı, “Eserlerde sayısal bir artış var. Nitelik olarak ise bir artış söz konusu değil. Roman bize ait bir tür değil. Batıdan geliyor. Romanın İslami toplumlarda neyi, nasıl taşıyarak dönüştürdüğünü düşünmemiz lazım. Bize özgü roman söylemi teslimiyetçi bir söylemdir. Roman bir kurmaca türdür. Aslında olmayan gerçek hayatın bir sanatkârın tasavvurunda yeniden yorumlanmasıyla oluşturulan yapay bir dünyadır. Kurmaca dünyanın içine gerçek ve muhterem bir şahsiyet olarak Peygamberi nasıl yerleştireceksiniz? Birebir yerleştirirseniz olmaz, değiştirerek yerleştirirseniz olmaz. Yeniden tasavvur edilen peygamberi okur kitlelerine nasıl sunacaksınız. Peygamber benim kutsalım. Bu realiteyi bozmaya kimin ne hakkı var? Peygamberin tasviri bir romancının eline teslim edilmeden her müminin kendi idrakine göre şekillenmelidir. Görsellik köreltir, görsellik kör eder ve görsellik yoksullaştırır” diye konuştu.

Yücelik duygusu

Prof. Dr. Yılmaz Daşçıoğlu, “Peygamberlerden bahsederken iki yönlü insanlardan bahsediyoruz. Mucize gösteren, insanüstüyle teması olan bir yön. Bir de aramızdan seçilmiş birisi olarak bize model olan bir yön. Biz bunların ikisini de anlatmak istediğimizde nasıl anlatacağız? Asıl sorun bu. Roman sıradanı anlatır. Bunun içerisine olağanüstülüğü nasıl yerleştirebiliriz? Hz. Peygamber sinemada, romanda anlatılmaz demeyi ben seküler buluyorum. Kutsalın alanını sınırlandırıp kendi alanımızın dışına çıkarmak gibi görüyorum. Uygun kelimelerle yücelik duygusu kaybedilmemeli, türlerde bunu kaybettirmeyecek metaforlardan, melodilerden yararlanılabilir. Biz kullanılan imgelerden dolayı romanları yücelik duygusunu kaybetmeden okuyamıyoruz. Şiirsel olanla, metaforik, melodik formlarla bizde bir Peygamber edebiyatı vardır. Buradaki büyü sanırım Şinasi’nin kitabına naat koymamasıyla bozuldu” ifadelerini kullandı.

‘Kendimizi rehabilite etmeliyiz’

Hafız Osman’ın 16. yüzyılda hilyeyi konuşturduğunu söyleyen Ömer Lekesiz, “Hattın en temel özelliği perspektifsiz olmasıdır. Gözü harfe, kelimeye idrake, kalbi ise lafza bağlar. Hat sanatı gözün hakkını korur. Bu esasa göre bir hattat kelimeyi, ayeti soyutlaştırmış olmasına rağmen bir tasvir bir surete getirmez. Gözün hakkını kaligrafi üzerinden verir. Bir hilyeye baktığınızda sadece şekilleri görürsünüz, okumaya başladığınızda şekilleri görmezsiniz. Bu nedenle ikonografi de bir temsil durumu yoktur. Bir imge diğer imgeyi imha eder. Teknolojiyle birlikte bunların daha da gelişmesi lazım fakat gerileme söz konusu. Hz. Peygamberle ilgili anlam ve anlama dünyasına çok vasıfsız, sıradan afişlerle davetler yapılıyor. Günümüz hilyeleri berbat durumda. Geleneksel olanda kalamayız. Bir şey yapma kararını verip, önce kendimizi rehabilite edip, İslami manada sanatın içine çekebilmeliyiz. Sanat dinin değil, Müslüman’ın meselesidir” ifadelerini kullandı.

Sema ayinleri

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Murat Özel, “Peygamberimizi sanatla anlatmak derken akıllara hemen Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i geliyor. Bu eser sosyolojik olarak incelenmeli, çeşitli bakımlardan tekrar tekrar analiz edilmeli. Mevcut tasavvurumuzun bir takım kökleri bu eserde bulunabilir. Resmi dini kurum olan Diyanet’te mevlid okutur. Mevlidin dili tertemiz sade bir dil. Meramı bugün de anlaşılabiliyor. Şiir olması da onun benimsenmesinde önemli bir yere sahiptir. Şiir olan bizim toplumumuza aşinadır. Bizim şiir içinde temsil bulan söz ile karakterimiz arasında yakın irtibatlar vardır. Mevlid dayanıklı ve sirayet edici bir metindir. Tasavvuf tarihinin ilk dönemlerinde sufiler cami dışında bir araya gelmenin yollarını aramışlar. Cami dışında, medrese dışında Allah’ı anacak bir halka oluşturmuşlardır. Bu ‘sema’dır. Sema ayinleri başta şiirle başlamış, ardından buna müzikte eklenmiştir. Bu kurgu mevlid kurgusunun temelini oluşturur” dedi.

Tatlı yarış

Günümüzde yazılan şiirlere, eserlere bakıldığında bir kalite görülemediğini belirten Dr. Celal Fedai, “Bu yüzden yazarların dine bakışlarını da göremiyoruz. Bunun için Necip Fazıl gibi örnekler gerekiyor. Vasatta birleşen bir İslami kavrayış hükümran hale gelince, bunu eleştirecek dinamikler işlemeyince sıkıntı doğal olarak ortaya çıkıyor. Batılılar modernleşme sürecinde neleri kaybettiklerinin bizden daha çok farkındalar. O nedenle şu anda bilinçli bir şekilde öze dönüş çabaları görülüyor. Eskiden şairlerimiz için naat tırmanılması şart olan bir dağ idi. Oraya tırmanmamış biri eksik bir şairdi. Herkes kendi dağına tırmanırdı ve bunda gösterdiği hassasiyet bir daralma hissettirmezdi. Batılılar lütuf konusunu bilmiyorlar. Sanatçıya Allah’ın bir armağanı diyorlar. Naat şairlerin kendileri arasında bir yarış türüdür. Bu tatlı bir yarıştır” şeklinde konuştu. 

21 Nisan 2017 , Cuma Bu haber toplam 321 defa okundu.
YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

Bu Haberi Okuyanlar Bunları da Okudu

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama



 


 

 

 

altın

PUAN DURUMU

SAKARYADA HALI YIKAMA SAKARYA HABERLERİ