-

 

Günün Tarihi:17 Kasım 2019

UZUNCABURÇ ÇOK BÜYÜK BİR PROJE...


1300 METREDE ZEUS TAPINAĞI; UZUNCABURÇ

Uzun yola çıktığım vakitlerde veya gittiğim her hangi bir yerde kahverengi tabelaları yani tarihi yerleri, ve o yerlerin hikâyelerini keşfetmeyi severim. Tarihi alanları ve geçmişten günümüze uzanan yaşam öykülerinin köprüleridir bu kahverengi tabelalar. Bu defa yolum Mersin’in Silifke ilçesine bağlı, Uzuncaburç yaylasına düştü. Yerli Yörükhalkın tam 1200 metre yükseklikteki yaylada tarih ve doğayla muhteşem bir uyum içinde nesillerce nasıl yaşadıklarına şahit olmakla birlikte, sessiz ama çok şey anlatan tarihi eserlere ‘kayalara, taşlara’ tercüman olabilecek, Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri ile naif hocaları Doç.Dr. Ümit Aydınoğlu beyle tanıştım. Gezim daha da renklendi. Ümit hocaya hem gazetemiz Yenigün için, hemde temsilcisi olduğum " http://www.roportajlik.com/ "için, iki tarafın da hazırlıksız olduğu röportaj teklif ettim ve sağolsun beni kırmadı. Öyle ya bilgi paylaşıldıkça güzel…

ÜÇ BİN KİŞİLİK TİYATRO 
Uzuncaburç’a girişte çok görkemli bir tiyatro gördük. 
Tiyatro evet çok güzel bir yapı. Buranın en görkemli yapılarından biri ve orası da iyi korunmuş bir yapı. Milattan sonra 2.yy. kurulmuş olduğunu düşünüyoruz. En azından erkeni var mı şimdi kazılarla tespit edeceğiz ama 2.yy. ortalarından itibaren bir yapı. İki katlı bir sahne binası var ve ilk hesaplamalarımıza göre yaklaşık 3000 kişilik bir kapasiteye sahip. 
Ö.D: 3000 kişi! 
Ü.A: Çok iyi bir rakam. O dönemde dağın tepesindeki bir yerleşim için. 
Ö.D: Kesinlikle. 
Ü.A: Bugün bile köyde neredeyse yazları bin-bin beşyüz kişi yaşıyor ve kışları belki iki yüz kişi kalıyor iken, o dönem için üç bin kişilik nüfuslu bir yer. 
Ö.D: Müthiş bir şey. Biz arabayla çıkmaya zorlanmışken, nasıl bir düşünüş, yapı ve kararlılıkla buraya gelip yerleşmişler akıl alır gibi değil. Buradaki kayaları işlemek, yerleştirmek, bu sanatsal yapıları yapmak hiç kolay bir şey değil. 
KENTİN BURAYA KURULMASI, KENDİSİNDEN ÖNCEKİ GELENEKLE ALAKALI 
Ü.A: Hiç kolay değil. Çok büyük bir mimari. Bu durum tabi ki, tamamen buranın öneminden kaynaklı. Yani bu kadar büyük bir mimariye girişiyorsanız, buranın Roma için ya da Roma dönemi için söylüyorum, getirisi olması lazım. Bir de buranın dinsel merkez olması, kutsal alan olması. Bütün bu bölgeyi kontrol edebilecek merkez olması. O yüzden bu yatırımları yapmışlar. 
Ö.D: Neden dinsel merkez? Şuan bize bir şey çağrıştırmıyor belki ama neden burası? 
Ü.A: Bakın bu Antik Dönem düşüncesi, mantığıyla alakalı. Siz birden bire bugün burada bir cami kurup, kutsal bir yermiş diyemezsiniz. Kültürel bir gelenektir. Antik Dönem için kentlerinde dinsel merkez kurulması için belli şartlar aranır. Mesela yüksek yerlerde Dağ Tanrılarına tapınılır. Uzuncaburç’a baktığınız zaman, bütün bu Toroslarda, şu kayalık ve dik coğrafya da bu kadar yüksekte, tek dümdüz arazi burasıdır. Bu kadar imkân sağlayan düz bir arazi göremezsiniz. Her yer dağlıktır, yürüyemezsiniz bile. Ben yıllardır çalıştığım için biliyorum. Burası inanılmaz, hektarlarca düz arazi var. İşte tam o düz araziye kenti kurmuşlar. Gelenek çok eskiden geliyor. Mesela Yunanlılarda şöyle bir gelenek var; yüksek yerlere tapım kuruyorlar. Dağ Tanrılarına tapımda bulunuyorlar. Her zaman kendisinden önce ki gelenekle alakalı. Hitit Döneminde Tarhund diye bir Tanrı var. O da Dağ Tanrısı ve kaynakların bize gösterdiğine göre burada yani Uzuncaburç’ta tapımının olduğunu biliyoruz. Yani Zeus Tapınağını buraya kurmaları kendilerinden önce ki binlerce yıl süre gelen kutsallıkla alakalı. Günümüze kadar gelmemiş. Mesela Efes’te San Juan Efes tepesini bilirsiniz, orada bir bakıyorsunuz işte Efes Artemis Tapınağı var, ondan biraz sonra San Juan Kilisesi var ki; Anadolu’nun en büyük kilisesi ve Hristiyanlığın en kutsal kiliselerinden biri yapılmış. Üzerine bir bakıyorsunuz ki Aydınoğlu Beyliği döneminde bir sürü cami, mescit yapılmış. Yani tepe hala kutsal. Peki diyorsunuz burası niye kutsal? Bir dibine iniyorsunuz, bir bakıyorsunuz Miken Tapınakları, Miken malzemeleri çıkıyor ki, Mikenler gelmiş orayı kutsal kabul etmişler. Üzerine Yunanlılar gelmişler, Bizanslılar gelmişler, Osmanlılar gelmişler. 
Ö.D: Hititlerden söz ettiniz, Yozgat Hattuşaş Harabeleri geldi aklıma oralarda da böyle kutsal alanlar var. Buralara kadar uzanan bir bağlantı kurmaya çalıştım. 
Ü.A: Tabi tabi dediğim gibi, Hititlerin buralara kadar etkisi var. Kutsallık her dönemde kutsallık, o değişmiyor ve bir yerde Romalılarda bunu kullanıyor. Kutsallığı kullanmak ayrı bir siyaset bilimi halinde o yüzden buraya bu yatırımları yapmışl 


BU BÖLGEDE, UZUNCABURÇ GİBİ BAŞKA ANTİK KENT YOK 
Ö.D: Taşların üzerinde işlemeler gördüm. İçinde bulunduğumuz çağ ve teknoloji ve cihazlarla bile yapılması belki çok zorken, o günün şartlarında nasıl yapmışlar sorusu aklı kurcalıyor. Birçok tarihi yer gezdim ama Uzuncaburç ta, burada çok daha ayrıntılarını var. Bir kartal oyması gördüm mesela bunların hikâyesi nedir? 
Ü.A: Meselenin bir boyutu da bu. Bakın tekrar aynı şeye dönüyorum. Toroslardayız, Toroslar’da 1.200-1.300 metre yükseklikteyiz. Çok ücra bir yer gibi gözüküyor, gerçi en yakın kasaba 20-30 kilometre ötemizde ki Silifke. Bu kadar yüksekte, kocaman bir kent var ve bu kadar ayrıntılı bir taş işçiliği ile karşılaşmakta çok şaşırtıcı aslına baktığınızda. İşte bu da buranın önemiyle alakalı. Sıradan bir antik kent için uğraşmazlar, yapmazlar. Çok ciddi bir işçilik harcanmış, ciddi bir yaşam sürdürülmüş burada. Çok önemli bir mesele daha eklemek isterim, bu bölge de bunun gibi bir antik kent yok. Bu kadar iyi işlenmiş, bu kadar görkemli yapılar yok. Sahilde Kız Kalesi yapılmış ama Kız Kalesinde görebildikleriniz bunlar gibi değil. Tapınakları göremiyorsunuz mesela. 
Ö.D: Taş yapısı da benzer gibi görünse de aynı değil sanki? 
Ü.A: Değil biraz farklı. Burada Mısır’dan gelme taşlarda var mesela. Tapınakta Mısır’dan getirilen mermer var. 
Ö.D: Evet mermer sütunlar gördüm, pürüzsüzdü. 
Ü.A: Yukarıda mermer yatakları var ama buraya özel getirildiğini biliyoruz. 
KÜLTÜRLER ARASI ETKİLEŞİM BÖYLE BİR ŞEY 
Ö.D: O kadar pürüzsüz kesilmesiyle ilgili şunu merak ediyorum o dönem ve bugün arasında kaç yıl var? 
Ü.A: 2000-2200 yıldan bahsediyoruz. 
Ö.D: 2200 yıldan bahsediyorsunuz, peki o mermeri nasıl böyle pürüzsüz kestiler? 
Ü.A: Olaya başka bir açıdan bakın, biz bugün ki teknoloji de bina yapmayı, taş kesmeyi, beton dökmeyi nereden öğrendik. Bu geçmişte ki adamların tecrübesinden, üstüne koya koya. Bu 2000 küsur yıl onlarda kendilerinden önce ki birkaç bin yıldan, üstüne koya koya mermer kesmeyi öğrendiler, taş işlemeyi öğrendiler, biz onların üstüne koya koya bina dikmeyi öğrendik. Kültürler arası etkileşim dediğimiz böyle bir şey. Bizim mühendisliğimizde böyle gelişti. 
Ö.D: O döneme baktığımızda; bizde şimdi bağlayıcı demirler, taşıyıcı sistemler var ama onların yaptıkları daha zor görünüyor gözümüze çünkü ciddi anlamda bir fizik kanunu ve matematik kullanmışlar. Örneğin orada gördüğüm kapı bir kilit taşı bağlantısıyla ayakta duruyor. 
Ü.A: İnsan gücü gerektiriyor. Bunların hepsi taş işçiliği. Bu bölgenin antik dönem için özellikle İzaura bölgesinde özellikle. İzaura dediğim Silifke‘nin yukarılarına doğru giden bütün bu bölgede, dağlık bölge olmasından dolayı taş işçiliği, taş ustaları çok ünlü. Hatta biraz ilginç bir örnek vereyim; Bizans İmparatoru Leon, İstanbul’a gidip imparator olunca bu bölgeden taş işçilerini de yanında götürüyor ve İstanbul’da ki birçok yapıyı, taş işçilerine yaptırıyor. 
Ö.D: Çok ilginç. 


“ANTİK DÖNEMİN EKONOMİSİ SANAYİYE DAYANMIYOR” 
Ü.A: Antik dönemler boyunca taş işçiliği ve taş işleri çok meşhur. Antik dönemin, temel ekonomisi bizim gibi gideyim fabrika kurayım, üretim yapayım gibi sanayiye dayanmıyor. 
Ö.D: O dönemlerde güç göstergesi bir sonra ki döneme adını bırakmak için görkemli yapılar bırakmak gibi bir yarışta varmış sanırım. Özellikle İstanbul için duymuştum bunu. 
Ü.A: Her başa geçen ismi devam etsin ister. Antik dönem için kalıcı ne bırakabilirsiniz? Yapı bırakabilirsiniz. İkincisi Antik dönemde bankalar yok yani zenginliğinizi bankaya yatıramıyorsunuz. Antik dönemde zenginliğinizi göstermenin yolu ne? Antik dönemde insanlar, zenginliklerini göstermek için yapılar yaptırıyorlar ve halka adıyorlar. Yani kentin ileri gelenisiniz, zenginsiniz, namınız yürüsün ve bunu göstermek için kente kendi adınızla yapı diktiriyorsunuz. Mesela şurada bir tapınağın üzerindeki yazıtta kente adını diktirmiş bir kadının adı iki bin yıldır orada. 
Ö.D: İsim nedir merak ettim? 
Ü.A: Yazıtta aynen şöyle söylüyor; ‘Obrimosun oğlu Oppius, Oppiusun karısı ve Leonidasın kızı Kyria şehre adadı’. Yaklaşık 2000 yıldan bahsediyoruz. İki bin yıldır isim halen orada kalıyor. Yani zenginlik böyle dağıtılıyor antik dönemde. 
BU BÖLGENİN ÜLKE EKONOMİSİNE, KÜLTÜREL BİLİNCE, EĞİTİME KATKI SAĞLAMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ 
Ö.D: Peki burada ki kazı çalışması tahmini ne kadarlık bir zamanı kapsayacak ve amaç ne? 
Ü.A: Şimdi burada yeni bir proje başlattık ama aslında yeni değil. İki yıldır Silifke müzesiyle birlikte bir takım çalışmalar sürdürüyoruz. Fakat bu seneden itibaren projeyi Mersin Üniversitesi adına ben yürüteceğim. Proje büyük bir proje, çok sayıda bilim insanını kapsıyor, çok sayıda disiplinden insanı kapsıyor. Arkeologların haricinde mimarlar var, şehir planlamacıları var, restaratörler var, jeologlar var, yazıt bilimciler var, adli bilimciler var, harita mühendisleri var. Amaç şu; birkaç etaptan oluşuyor, tabi ki ilk amaç bilimsel anlamda kenti ortaya çıkarabilmek, bizim kendi bilimsel problemlerimize çözüm bulabilmek. Ama bunu yaparken aynı zamanda görünür anlamda ortaya bir şeyler koyabilmek ki burası ülkenin hem ekonomisine katkı sağlasın, hem de kültürel bilince katkı sağlasın, eğitime katkı sağlasın, önemli amacımız bu. Projemizin bir diğer boyutu burayı bir alan yönetimi şeklinde yönlendirebilmek, çevirebilmek. Yani şunu söylemeye çalışıyorum; Burası hem bir antik kent, çok önemli bir antik kent ama aynı zamanda günlük yaşamın olduğu bir kırsal yerleşim. Bu kırsal dokusu hiç bozulmamıştır buranın. Bozulmamasının nedeni neredeyse bölgenin tamamının birinci dereceden sit alanı olmasıdır. Bozulmamasını da istiyoruz zaten. Uzuncaburç, Mersin için çok önemli bir bağcılık merkezidir aynı zamanda. Kendine özgü tescilli bağ üzüm cinsleri vardır. Köyde çok fazla sayıda yerel ürün üretilir. Biz bu kırsal dokuyu bozmadan, bu kırsal dokuyu öne çıkararak bu antik kentle birlikte bir çevre düzeni yapmayı planlıyoruz. Bu konudaki çalışmalarımızda sona yaklaştık, iki yıldır uğraşıyoruz. Biz bunu yapabilirsek, burası hem gelen ziyaretçiler için çok rahat gezilebilir bir yer haline gelecek, hem de biz çalışmalarımızı daha güvende ve rahat sürdürebileceğiz. 
Ö.D: Doğal alanı koruyarak ve daha çok canlandırarak diyorsunuz. Birçok tarihi alanın çevresinde, genelde bozulmuştur o doğal doku. 
Ü.A: Kesinlikle amaç o. Şansımız bu bölgenin 1. Dereceden sit alanı olması ve bu bizi baya baya rahatlatıyor. Mesela; burada yaklaşık 16 tane köy evi bu sit alanının içinde kaldığı için kamulaştırıldı. Biz bu evlerin hepsini restore edeceğiz. Kırsal evlerin hepsini. 
Ö.D: Bu insanlara başka bir yerleşim yeri mi gösterilecek yani? 
Ü.D: Gösterildi, gösterildi. 
TEMEL KAYGIMIZ, DOĞA BOZULMASIN 
Ö.D: Peki ya tarlalar, üzüm bağları aynen korunacak mı yoksa bozulacaklar mı? 
Ü.A: Hemen söyleyeyim; Bu sit alanının merkezinde ki birçok yer kamulaştırıldı. Tarlalar dâhil olmak üzere fakat biz kazı ekibi olarak tarlaların bakımına devam ediyoruz ki doğa bozulmasın temel kaygımız o. Evleri de en kısa zamanda restore etmeyi planlıyoruz. Projemizin içinde, onları ziyaretçi merkezi yapacağız, yerel ürünler için müze yapacağız, satış ofisleri yapılacak, ayrıca Yörükler için müze yapacağız, idari ofisler yapacağız, ziyaretçiler için eski evlerin içinde kafeteryalar kurgulanacak bu eski köy evlerinin içinde. Bu dokuyla beraber bu antik kenti insanlara sunacağız. 
Ö.D: Birçok yerde ticari satış dükkânları ve ürünleri o kadar öne çıkar ki; tarihi eserleri ve dokuyu kapatır göremezsiniz. Örnekleri vardır. 
Ü.A: Burada olmaz o. Dediğim gibi sit alanı olduğu için. Plan ve projemiz o yönde. Genel bir kabul gördü zaten, bir tek ülkenin mali durumu ile ilgili sorunları çözebilirsek en kısa zamanda bunları da yapmayı istiyoruz. Bütün bunlar olunca tabi, dediğim gibi burası bir eğitim merkezi haline gelecek. 

Ö.D: Öğrenciler için çok güzel bir avantaj. 
Ü.A: Üniversiteden çok sayıda öğrenci getirebiliyoruz. Şuan 15 kişilik bir ekibimiz çalışıyor, iki gün sonra 20 kişiye çıkacak. Bayramdan sonra 30-35 kişiye çıkacak burada ki ekip. Tüm bunlar birçok insana, gence çalışma alanı sağlıyor. Onlar çalıştıkça da ülkenin tarihi aydınlanıyor. Sadece onlar değil ama kentten de bir sürü gelen çocuk var, genç var, meraklı var onlar içinde burası eğitim merkezi gibi çünkü antik dönemde nasıl yaşandığını bire bir görme şansları var. Sadece antik dönemde değil günümüze kadar nasıl yaşandığını katman katman görme şansları olacak ki bu bence büyük bir kazanç. 
TARİHİ ESERLER KORUNSUN DİYE EĞİTİM VERİYORUZ 
Ö.D: Peki birçok yerde mesela böyle alanlarda, bu tarz resmi kazılar başlamadan önce suistimal eden hırsızlar oluyor. Uzuncaburç böyle bir yıpratmaya maruz kalmış mı öncesinde? 
Ü.A: Kaçakçılık, definecilik bizim günümüze özgü bir problem değil maalesef antik dönemde mezar yapıyorlar, mezarın üzerinde mesela Kanlı divane’de var; bu mezarı kazan lanetlensin, kente de şu kadar dinar ceza ödesin diye yazıtlar var. Yani gömdüğü dönemde kaçakçılık var. Hani bu bugüne özgü bir şey değil. Mezarı soyma geleneği var. Bunun önüne nasıl geçeriz? Mesela Mersin Üniversitesinde bizim bir ekibimiz var, araştırma ekibimiz ve arkeoloji topluluğumuz var tam on iki yıldır köy köy dolaşıyoruz. Gitmediğimiz okul kalmadı. Bazılarına iki kere, üç kere gittik. Çocuklara eğitim veriyoruz sürekli bu bölgede tarihi eserleri korusunlar diye. Bir noktaya geldiğimizi düşünüyoruz, teknik olarak. Çünkü bir nesil yetiştirdik on iki yılda. Kültür Bakanlığından bir teşekkür aldık bu çalışmalarla. Uzuncaburç’ta ki okula kazıdan önce defalarca geldik, buradakilere de anlatıyoruz kendi tarihlerini. Bu bir nesil bilinçli geldi, eski nesli kurtaramayız ama yenilerini belki kurtarabiliriz. Onun dışında adli tedbirlerimiz var, sürekli jandarma ve polisle görüşüyoruz, işbirliği yapıyoruz. Uzuncaburç’ta yıpratma olmuş mu? Olmuş tabi zamanında ama ben Uzuncaburç halkına teşekkür etmek isterim şöyle ki korumuşlar. Yani bu yapılar bu kadar ayaktaysa burada yaşayan insanların sahiplenmesiyle olmuş bu. Bu çok önemli bir meseledir. Onlar da aslında ‘Ne olacak ya taş değil mi?’ deyip yıkabilirlerdi, yıkmamışlar. Özel bir durum. Çünkü bu yapıların yapılması ile bugün arasında iki bin yıl var. Hiç mi yıkmazlar? Korumuşlar ilginç bir şekilde ve hala koruyorlar. ‘Burası bizim’ diyorlar. Biz de kendileri ile çok iyi anlaştık. Bizim mimarlarımız iki yıldır tek tek, ev ev dolaştı. Herkesle konuştular, burada ne istiyorlar, onlar notlara girdi, bu konuda yüksek lisans tezleri çıkardı mimarlarımız. Planlarımız yapıldı, çevre düzeni projelerinin planları, alan yönetimi projelerinin planları yapıldı. Köylülere anlattık durumu, ne istediğimizi, ne yapacağımızı, onların ne kazanacağını. Herkes şimdi burada ki çalışmaları destekliyor, sahipleniyor bu sevindirici. 
Ö.D: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? 
Ü.A: Rica ederim. Ben de teşekkür ederim destek verdiğiniz için, duyurduğunuz için daha ne olsun.

 

6 Eylül 2019 , Cuma Bu haber toplam 640 defa okundu.

Haberin Fotoğrafları

YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

Bu Haberi Okuyanlar Bunları da Okudu

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama

 


 

 

 

 

SAKARYASPOR PUAN DURUMU