-

 

Günün Tarihi:21 Kasım 2019

Adapazarı’nın kıymetini bilmek9 Kasım 2019 , Cumartesi


Cevdet Güngör

Adapazarı’na dışarıdan gelenler sanki şehrimizi bizden daha çok seviyorlar. Örneğin; Sakarya’da görev yapan bürokratların önemli bir çoğunluğu emekli olduktan sonra şehrimize yerleşiyorlar.

   Adapazarı’nda doğup büyüyenler, yaşadığımız şehrin kıymetini  galiba pek bilmiyor. Bunu ilk kez 17 Ağustos felaketi sonrasında anlar gibi oldum.

   O günleri yaşayanlar bilir. Felaket sonrası kimse evlere giremiyor. Hatta yanından bile geçmek istemiyor. İlk günlerin şaşkınlığı ile Ankara’ya yerleşelim diye düşündük. Zamanın ANAP Milletvekili Ersin Taranoğlu’nun yardımı ile zamanın Anadolu Ajansı Genel Müdürüne gittim. Zaten ne iş yapacağım, alacağım ücret bile belirlenmiş. İş sadece benim göreve başlamama  kalmış

   Eşim ve oğlum ile birlikte (Kızım zaten lise son sınıfı Ankara’da bir okulda tamamlıyordu) Ankara’ya yerleşip, Anadolu Ajansı’nda işe başlamak için yola çıktık.  İlk akşam galiba TEK’e ait bir misafirhaneye gittik. Ücreti ödeyip, odaya çıktık. Valizleri yatakların üzerine koyduk. Ne benim, ne hanımın eli valizleri açmaya gitmiyordu. Öylece durup birbirimize bakıyoruz. “Biz burada yapamayız” dediğimde, eşim çoktan valizi kapmış kapıya yönelmişti.

   Doğruca Otogar’a gittik. Gece yarısı ilk bulduğumuz otobüs ile sabaha karşı Adapazarı’na Çadır Palas’a döndük.

***

   Diyeceğim şehrimizin kıymetini  ayrılınca daha iyi anlıyoruz.

 Daha önce sizlerle paylaştığım bir öğrenci kızımızın, şehrimiz ile ilgili duygularını bir kez daha sizlerle paylaşıyorum. Daha önce okuduysanız bile bir kez daha duygulanarak okuyacağınızı düşünüyorum.

   Şimdi şöyle oturup genç kızımızın Adapazarı ile ilgili izlenimini sindire sindire ve keyifle okuyun. Benim gibi, “Ya biz ne güzel bir şehirde yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş” diye gururlanın.

 

Yabancı gözü ile Adapazarı 

   Yaşayanlar Adapazarı der bu şehre inatla. Öğrenciler de ilk yıllarında inatla Sakarya der. Ama zamanla vazgeçerler ve Adapazarı olur. Hatta daha da kısalır “Ada” olur. "Bu hafta Ada'dayım" dediğinizde herkes bir şok olur önce, ama zamanla alışırlar.

 “ Ben İstanbul'dan gelmeme rağmen hep daha çok sevdim bu şehri. İstanbul'un en sakin ve güzel semtlerinde birinde otururken, kolejden mezun olmuşken acemi hatalar yüzünden gittim bu şehrin üniversitesine.

   Tüm o hayat düzeninden, beş kişilik devlet yurduna uyum sağlamam her zaman şaşırdığım tarafımdır. Sonrasında 3 sene boyunca çok büyük bir zevkle orada yaşamamla ve ardından eve çıkınca her şeyin daha da keyiflenmesi ile “Adalıydım” artık.

   Bu küçük şehirde, her şeyin en basit ve az halinin makbul olduğunu öğrendim ben. Trafik yok, koşuşturma yok. Çarşıda yüz tane işinizi iki saat içinde halleder ve evinize/yurdunuza dönebilirdiniz. Bu şehirde hayat erken biter, ama nedeni vardır. İstanbul gibi insanlar 18.00’de işten çıktıktan sonra buluşabilmeleri 21.00’i bulmaz.

18.00’de işten çıkarsan, evine de uğrayıp 19.00’da buluşursun arkadaşınla. O yüzden geceler uzun sürmeye ihtiyaç duymaz. Yani Ada, ne kadar acele etsen de zamanın yetmediği şehirlerden değildir.

   Herkes size kötü anlatacak bu şehri ve insanlarını.

Cinayetler, laf atmalar, o delici ve eleştirel bakışlar, "Burası Adapazarı hafısss… Dikkat et!" diye tehdit savuranlar, çılgın Tatangalar, huysuz yaşlı esnaf...

   Ben bunlarla hiç tanışmadım ya da belki gördüm de önemsemedim. Çünkü bu şehirde olmak kompleks sebebi olmadı bana.

   Bu şehirde benim gördüğüm Tatangalar küçük zaferlere, büyük kutlamalar yapan bir sürü genç.

Kızmak ya da kınamak değil, onları anlamak  geliyor insanın içinden. Ben bu şehrin taksicilerinden parasız kaldığım günler harçlık aldım. Yemek yediğim her restaurantta güllü dallı lokumlu Türk Kahveleri içtim.

   O küçücük Çark Caddesi'nde en güzel gençlik hatıralarımı yaşadım. Meydandaki çöpçülere sarhoşken, "Kör olasıca çöpçüler aşkımı süpürmüşler..." diye güle oynaya serenat yaptım, kızmadılar. Eğlendiler.

   Erasmusla gelen yabancılar sayesinde tüm esnafın ne kadar da iyi İngilizce biliyor olduğunu öğrendim. Her hastalığımıza kapıda biten taksici Mustafa abi sayesinde hiç sıkıntı çekmedim. Devlet hastanesi acilinde sinir krizi geçirirken sevgili doktorcuğumla içkilerden konuştum.

   Marketçimiz Harun abi sayesinde yüzünü bile görmesem de esnaflık neymiş onu öğrendim. "Kızlar cebimi vereyim, öğrencisiniz. Sizin kontör gitmesin" derdi bize. Eğer yanlışlıkla marketi ararsak zılgıtı da yedik, "Bol kontörünüz var galiba. Kapat kapat, arayacağım ben seni" derdi bize Harun abi.

   Çiğ köfteci Sait Usta çiğköftelerle birlikte gelirken bir de marketten pril aldı bize. Çakmak Kuruyemiş en iyi emanetçimiz oldu.

   Ya da ters saatte aradığımız kebapçıdan "6 lahmacun, iki ayran, bir de zor durumdayız, tuvalet kağıdı lazım, açık bakkal varsa alabilir misiniz?" dediğimizde "Lazım değil, ben bir paket peçete yollarım, sabah kendin seçersin abla" önerisi yine bu şehirde geldi.

   Yağmurlu havalarda Umut Pastanesi'nden poğaçaları MSN ile istedik. O öğrenci halimizle ahbap edindik, sokakta merhaba diyerek dolaştık ihtiyar gençler gibi.

   En çılgın dansları ettik Nero'da, Zıbar'da yalvardık kapatmayın daha erken diye. Çark Mesire'de serinledik, Nispet Cafe'de en lezzetli yemekleri yedik, Beyzade Nargile de bir numaraydı. Atalay'da tavla attık, Another World'de okey, banko çevirdik.

Dünyanın en iyi ev sahibini de burada tanıdık biz. Ne para geç geldi dedi, ne gürültü yapmayın. Koskoca mahalle evimize her gün bir başka erkek giriyor olmasına rağmen bir gün olsun laf etmedi.

Yazın evimizdeki o kalabalık kahvaltı sofralarını izledi komşularımız büyük keyifle. Sürekli elinde danteli bahçede oturan teyzeler ardımızdan nazar duasını bu şehirde okudu bize. Ev sahibimiz "Bunca gelen-giden erkek hep arkadaş mı? Beceriksizler. Ne güzel de çocuklar halbuki" diye azarlardı bizi sokak ortasında.

Bir rakı sofrasında sabah ezanı okunurken kışın ayazında, bir alevi, iki laz, bir egeli, Kürtçe şarkılarla dünyayı bu şehirde kurtardı. Özürlü şairimiz sevgilisine bu şehirde, işte tam o sofrada aşk şiirleri okudu.

   Ben o şehrin sokaklarında yalnızlığın keyfini çıkardım. Olmadık sohbetlerde buldum kendimi.”

 

Bu yazı toplam 46 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama

 


 

 

 

 

SAKARYASPOR PUAN DURUMU