Günün Tarihi:16 Haziran 2019

“Bırakın öğretmenler öğretmenliğini yapsın”5 Şubat 2019 , Salı


Seyfi Yücel

Bu sözler milli eğitim bakanımız Ziya Selçuk’a ait. Sosyal medyada yayımlana yaklaşık beş dakikalık videonun başlığı. Bir televizyonda sayın bakanla yapılan röportajdan alınmış. Söyleşide özetle şunları ifade ediyor: “Anne babalar öğretmenle öğrenci karşı karşıya kaldığında her koşulda ‘benim çocuğum’ dememeli. Velilerin çok okula gelmesinin olumlu yanları olabilir ama birçok olumsuz yanları da var. Geçtiğimiz günlerde bir okulumuzu ziyarete gittim. Öğretmen veli ile koridorda kavga ediyor. Veliye ‘çocuğunuzun kullandığı kelimeler çok kötü. Davranışları bozuk. Arkadaşlarını rahatsız ediyor. Lütfen çocuğunuzun davranışını düzeltme konusunda bizlere destek olunuz’ dediğinde veli, ‘Sen matematik öğretmenisin, çocuğumun terbiyesi seni ilgilendirmez. Sen matematik dersini anlat git’ dediğini anlattılar. Bu ilişkiyi görünce biz eğitimin tabiatını, hamurunu, çamurunu bozduk. Bozarsanız düzeltemezsiniz. Bu bozukluk tohuma kaçmış. Bir bozukluk tohuma kaçmışsa düzeltemezsiniz. Bu normal değildi, gdo’ludur. Anne, babalar elbette katılsınlar. Ama çocuğunun arkadaşı, koçu, öğretmeni olmasın. Öğretmen bırakın öğretmen olsun. Öğretmen bırakın kendi rolünü yerine getirsin. Ben aileyi atoma benzetiyorum. Atomun merkezinde nötron ve proton bulunur. Bunlar anne-babayı temsil eder. Etrafında da elektronlar döner. Bunlar da çocuklardır. Şimdi bakıyorum. Denge bozulmuş, çocuk merkeze oturmuş; anne-baba çocuğun etrafında dönüyor. Bu tabiatın bozulmasıdır. Tabiatı bozduğunuzda bir daha düzeltemezsiniz.”

***

Bürokrat olmaktan daha çok bilim insanı olan milli eğitim bakanı sayın Ziya Selçuk eğiti-öğretimde bugün geldiğimiz noktayı yalın bir şekilde özetliyor. Eğmeden, bükmeden, popülizm yapmadan… Belki bizler bu denli yanlın anlatamayız ama duyarlı öğretmenler olarak son yıllarda bizlerin de anlatmak istediği tam buydu. Yani kitabın ortasından konuştuğunuzda bunları söylemek gerekiyor. Doğruları dile getirip; duygu, düşüncelerimizi ifade ettiği için teşekkür etmek istiyorum.

***

Eğitim-öğretim öğretim ortamları son yıllarda gerçekten çok bozuldu. İdareciler, öğretmenler hatta veliler de ne yapacaklarını bilemez durumdalar. Sayın bakanımızın ifade ettiği gibi öğrenciler atomun çekirdeği gibi tam ortaya oturdu. Başka bir yalın anlatımla, “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacak” yerine, “Öğretmenler öğrencilerin esiri” haline geldi.

***

Öğrenciler öğrenmeye olan ilgilerini kaybettiler. Öğrenmek yerine sadece dersten geçer not alıp bir sonraki etaba bakıyorlar. Hatta sınavda kopya çekmeyi doğal ve bir hak olarak görüyorlar.

***

Hiçbir görgü ve nezaket kuralına dikkat etmiyorlar. Sınıfta sakız çiğnemekten, telefon kullanmaktan, yerlere çöp atmaktan, yere tükürmekten asla vaz geçmiyorlar. O kadar ki, koridorda masa tenisi etrafında toplanıp sandalyeye oturak ve ayaklarını masa tenisinin üstüne koyan onlarca öğrenci nöbetçi öğretmenin ikazına rağmen ayaklarını indirmiyorlar. İkaz ettiğinizde “bana karışamazsınız, siz kim oluyorsunuz” diyebiliyorlar.

***

Ellerinde tespih, sokak kabadayısı gibi öğretmeninin önünde, derste sallamaktan çekinmiyorlar.

***

Eskiden öğrencilerin üçü-beşi sigara içiyor; görülmemesi için köşe bucak saklanırlardı. Şimdi öğrenci okulun bahçesinde, kapının girişinde sigara içmekten çekinmiyor. Derse çağırdığınızda da, “yeni yaktım hocam israf olmasın, bitirip geliyorum” diyebiliyor.

***

Her şeye kolay ulaştıkları için devletin verdiği kitapları bir ay geçmeden parçalayabiliyor; kitaplar sınıflarda yerlerde sürünüyor.

***

Öğrenciyle karşı karşıya geldiğinizde veliler kayıtsız şartsız öğrencinin yanında oluyor; öğrencinin yanında öğretmene bağırabiliyor. Üst birimlere, bimer’ecimer’e hatta cumhurbaşkanına şikâyet etmekle tehdit ediyorlar. Bundan cesaret alan öğrenciler de öğretmen, idareci, kural tanımıyor.

***

Örnekler daha da çoğaltılabilir. Özelikle genç öğretmeler öğrencileri kontrol etmekte zorlanıyor; tecrübeli öğretmenler de “bana ne be mi kurtaracağım” anlayışı ile hiçbir şeye karışmıyorlar.

***

Bu noktaya nasıl geldik? Önceki bakanlarımızdan birisi, “Öğretmen öğrencinin kıyafetine, saçına karışamaz. Saçını kestiren öğretmene söyle ben de gelir öğretmenin saçını keserim” demesiyle başladı. Bu güne geldi. Nasıl düzelteceğiz? Özellikle geç öretmelerimiz olmak üzere tüm öğretmenlerimizin 1739 Sayılı Milli Eğitim Temek Kanununu bir kere daha özümseyerek okumalı ve gereğini yapmalıdır. Kanunun genel amaçlar başlıklı ikinci maddesinin giriş cümlesinde: Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek” denilmektedir.Bu amaçlar branşı ne olursa olsun her öğretmenin birincil görevidir.  Buradan başlayarak işimize sarılmalıyız, bakanımıza destek olmalıyız. Çünkü gemide beraberiz. Gemi su alıyor. Batarsa hepimizin beraber batarız.

 

 

 

Bu yazı toplam 356 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama