Türkiye’nin insan kaynakları yönetimi sorunu yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız :
Kimden : Kime :
Mesajınız :

Türkiye’nin insan kaynakları yönetimi sorunu12 Ekim 2021, Salı

Türkiye’nin insan kaynakları yönetimi sorunu

Türkiye’de insan kaynakları yönetiminde iki temel sorunun olduğunu düşünüyorum. Birincisi, akraba kayırma veya adam kayırma, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık, Latince adıyla nepotizm, halk diliyle torpil; eş dost, akraba, hemşeri, siyasi yakınlık vb. aracılığı ile iş bulma sorunu.

***

“Hz. Peygamber, Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmadığı halde işini iyi yaptığı için Kâbe-i Şerif’in anahtarını, önceki görevli Osman Bin Talha’ya vermeye devam ettiği” menkıbesini çoğumuz biliriz, anlatıldığında duygulanırız. Oysa günümüzde bu asil davranışın uygulanmadığınız görüyoruz.

***

Kamu yönetiminde siyasi kayırmacılık, sendika baskısı, objektif olmayan sınav, mülakat sistemi nitelikli, deneyimli, iyi eğitimli kısacası liyakatli kişilerin olması gereken konumlarda görev yapamadığını görüyoruz. Kamu yönetimindeki kayırmacı insan kaynakları yönetimi(!) anlayışının bedelini maalesef hepimiz ödüyoruz. O kadar ki eş, dost, hemşeri, tanıdık anlayışı kurumsal olmayan özel işletmelerde de görülebiliyor.

***

İnsan kaynakları yönetiminin ikinci boyutu da ihtiyaca göre nitelikli insan yetiştirmesi beklenen eğitim politikaları, eğitim sistemi. İş insanlarına kulak verdiğimizde, hammadde, enerji tedariki yanında en önemli sorunlarının nitelikli eleman bulamadıklarından şikâyet ediyorlar. Elektrikçi, cnc operatörü, kaynakçı gibi üretimi doğrudan etkileyen nitelikli/ “ara elaman” bulamadıklarından yakınıyorlar. Bu görüşe ben de katılıyorum. Günümüzde geçerli bir alanda kendisini yetiştiren, çağın bilgi ve becerisiyle donatan kişilerin işsiz kalacağını düşünmüyorum, görüyorum. TÜİK’in 2020 verilerine göre 4 milyon 61 kişi işsiz durumda. Kimi görüşe göre de umudunu kaybedenlerin de eklendiğinde sayının daha fazla olduğunu söylüyor. İş arayan kişiler de baktığınızda çoğunun bir meslek sahibi olmadı, bir alanda uzmanlaşmadığı, “ne iş olursa yaparım” anlayışında olduğunu söyleyebiliriz. Oysa günümüz iş dünyası bir dalda uzmanlaşmış, becerisin geliştirmiş insanı arıyor.

***

Türkiye’de işgücünün % 55,9’u lise altı, % 10.2’si genel lise, % 10.8’i mesleki teknik lise, % 23.1’i yüksekokul/fakülte mezunu. % 66.1’i bir mesleğe yönelik eğitim almamış durumda. Buradan mesleki teknik ortaöğretim kurumlarının önemini vurgulamamız gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde ortaöğretim düzeyinde % 70 meslek, % 30 gele lise; ülkemizde kalkınma planlarında % 60/40 hedeflenmiş olmasına rağmen mesleki teknik eğitimde oran % 40 seviyesinde gezinmektedir. Böyle olunca da endüstrinin ihtiyacı olan nitelikli iş gücü bir türlü yetişmiyor. Üstüne de meslek lisesi mezunlarının ancak % 8’inin kendi işini yaptığını düşünürsek durumun ne kadar vahim olduğunu söyleyebiliriz.

***

Genel liselerden mezun olan öğrenciler on iki yılsonunda endüstrinin ihtiyaç duyduğu beceriye sahip olmadan 19-20 yaşında mezun olup, üniversite hazırlık, askerlik, yüksekokul derken yaşı ilerlemekte, meslek öğrenmekte geç kalmaktadır. İşsizler grubuna katılmakta veya daha kolay para kazanma yollarını tercih etikleri görülmektedir.

***

Türkiye’de 204 üniversitede, 7 milyon 782 bin, 564 öğrencinin olduğunu görüyoruz. Çoğunlukla sosyal bilimlere dayalı endüstrinin ihtiyaç duymadığı bölümler. Mezuniyet sonrasında makas günden güne açılıyor. İşsizlik verilerine göre üniversite mezunlarının her üçünden birinin işsiz olduğu görülüyor. Bununla beraber bu yıl baraj düşürülmüş, ikinci yerleştirme yapılmış olmasına rağmen 195 bin 304 kontenjan boş kaldığını görüyoruz. O kadar ki içinde tıp, diş hekimliği, hukuk, mühendislik programları da var. Bu da gösteriyor ki artık üniversite mezuniyeti bile iş bulmakta umut olmaktan çıktı.

***

TÜİK 2019 verilerine göre nitelikli, yetişmiş 330 bin 289 insanımız yurt dışına göç etmiş. Beyin göçü olarak adlandırılan bu durum da ülkemizin insan kaynakları açısından kanayan yaralarından birisi.

***

Nitelikli insan sorunumuzu çözmemiz gerekiyor. İnsan yetiştirmek zor, pahalı yatırım. İyi yönetmek, zaten kıt olan kaynaklarımızı verimli kullanmak durumundayız. Bunun için başta kamuda, özel sektörde akraba, eş-dost, siyasi yakınlık, hemşeri vb. gibi adam kayırmacılığı ortadan kaldırmalıyız. İşini en iyi yapana anahtarı teslim etmeliyiz. Kısaca liyakati esas almalıyız. Bu durum bana göre ülkemizi kemiren en önemli sorun diye düşünüyorum. İkincisi ortaöğretimde mesleki-teknik eğitime mutlaka önem vermeliyiz. Çağın gerektirdiği özelliklere sahip, endüstrinin ihtiyacı olan nitelikli teknik elemanlar yetiştirmeliyiz. Üçüncüsü oldukça yüksek olan beyin göçünü engelleyip; alınacak tedbirlerle gidenleri de geriye çevirmeliyiz.