Millet ve anlayışları… yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız :
Kimden : Kime :
Mesajınız :

Millet ve anlayışları…17 Ocak 2022, Pazartesi

Dünya siyasetinde fıkra da denebilecek bir hikaye vardır… Çok yaygın olmasa da bazen anlatılır…

 Birgün Birleşmiş Milletler tarafından dünya çapında bir anket yapılır…

Ankette tek bir soru var:

"Lütfen dünyanın geri kalanındaki gıda kıtlığının muhtemel çözümleri hakkında dürüstçe fikir verir misiniz?" 

Anket büyük bir başarısızlıkla sonuçlanır... 

Nedenleri araştırılır…

Afrika'da ankete katılanlar  "gıda"nın ne anlama geldiğini bilmiyorlardı. 

Doğu Avrupa'da "dürüst"ün ne anlama geldiğini bilmiyorlardı. 

Batı Avrupa'da "kıtlığın" ne anlama geldiğini bilmiyorlardı. 

Çin'de "görüş"ün ne anlama geldiğini bilmiyorlardı.

Ortadoğu'da "çözüm"ün ne anlama geldiğini bilmiyorlardı.

Güney Amerika'da "lütfen" in ne anlama geldiğini bilmiyorlardı. 

Ve ABD'de "dünyanın geri kalanı"nın ne anlama geldiğini bilmiyorlardı…

Her milletten arkadaşımız, tanıdığımız, dostumuz var. Kimseyi kırmak istemem ama “dünyada uzun sürede teamüllerle ve alışkanlıklarla ve kabullenişlerle oluşmuş bazı anlayışların dünyada hakim olduğu”nun kanıtıdır bu… 

Kültür, bir milletin tarih boyunca meydana getirdiği maddi manevi unsurların bütünü, o milletin kendine has “değerleri”dir. 

Tarih içerisinde gündelik hayattan devlet hayatına kadar bütün bir yaşayışı içine alan bu değerler manzumesi “kültür”ün konusunu teşkil eder.

Dolayısıyla, dil, edebiyat, sanat, sosyal ve ekonomik hayat vs. hep bir kültürün ortaya çıkardığı ve şekillendirdiği veyahut bir kültürü şekillendiren ve yaşatan unsurlardır.

Milli kültür, bir topluluğu “millet” haline getirebilir. Fakat her kültür, her toplumu millet yapmaya da yetmez. Mesela; Afrika veya Avustralya’daki ilkel kabileler, eski ve farklı bir kültüre sahip oldukları halde, günümüzde dahi, millet kavramından habersiz yaşamaktadırlar. 

Ancak kendini geliştirebilen, özünü bozmadan kendini yenileyebilen kültürler güçlü bir millet ve devlet geleneğine sahip olabilir. Bu nedenledir ki; kültürün kalıcı olabilmesi, o kültürün zaman ve mekan içerisinde gelişmeye açık olması ile mümkün olabilir. 

Türk Kültürü bu özellikleri içinde barındırır. Çünkü zaman ve mekan değişikliğine karşın Türk Kültürü bulunduğu çevreye uyum sağlamış, çevre kültürlerden etkilendiği gibi onları da etkilemiştir.

Milleti yaşayan bir varlık olarak düşünecek olursak, onu hayatta tutan yegâne gıdanın kültür olduğunu görürüz. Millet veya milliyet, “millî kültür” ile; “medeniyet” ise “devlet” ile ilişkilidir. Irk, dil, din ve coğrafya kültür ve medeniyetin müşterek unsurlarıdır. 

Bu unsurlardan birkaçına sahip olabilen medeniyeti, kültürden ayıran en önemli husus ise, medeniyetin “beynelmilel” yani “uluslararası” olabilmesidir. Kültür ise“milli”dir. 

Yıllardır tüm Türk devletlerindeki  Tek değişmeyen anlayış “ortaya konan insanca tavır”dır…

 Bizim bakış açımız, insandır. Dünya genelinde zulme uğrayan, mağdur olan, ölüme, tehcire mahkûm edilen, evinden, ailesinden kopmaya zorlanmış olan bu masum insanlara el veren destek olan tek millet biziz…

Bu insanlara gönüllerin ve kapıların açılması ve imkânlar ölçüsünde bu insanların yanında durulması hep devlet politikası olmuştur Türk milletlerinde…

 

Bu konuda insanların milliyeti, dini, meşrebi, mezhebi Türkler için önemli olmamıştır. 

Bu yaklaşım, bizim dedelerimizden, Osmanlı’dan aldığımız mirasın ortaya konmasından başka bir şey değildir. Tarih boyunca bu millet mazlumun yanında durmayı kendisine temel şiar edinmiştir… Böyle de devam edecektir. 

 

İyi haftalar…