Günün Tarihi:18 Ocak 2021

AH ŞU HARF İNKILABI...8 Ekim 2020 , Perşembe


Özlem Doğan

Uzun zamandır okumak istediğim Tarih Bölümüne kaydımı yaptırmamla birlikte, ayrıntılı öğrenmek istediğim Osmanlı'ca derslerine büyük bir merakla başladım. Osmanlı'ca çalışırken harf devrimine son noktayı koyarak bugün eğitim oranımızın, okuma yazma oranımızın yükselmesine vesile olmuş, konuştuğumuz gibi yazabilmemizi sağlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e teşekkürlerimi ifade eden bir paylaşım yaptım. İşin traji komik yanı ilginç tartışmalara neden oldu bu paylaşım.
Aslında hiç kimsenin ne topraklarının tarihi hakkında, ne de konuştuğu dilin tarihi hakkında hiçbir şey bilmediğine, kulaktan dolma sözel aşırmalı bilgisizlikleri ortaya saçtığına şahit oldum...
Şaşırdım mı? Maalesef hayır...
Osmanlıca derslerine başladığımda karşımda 29 tane Arap harfi, 4 tane Farsça ve bir tane bizim eklediğimiz Türk harfi vardı.
Osmanlılar Arap harflerinin etkisinde kalmış, konuştuğu anadilden farklı ve zor bir yazı diline sahip olmuştu.
Malumuzun ülkenin belli bir kesimi Osmanlıca'yı anadili zannetmek gibi bir kafa karışıklığı yaşıyor ve Atatürk'e harf devrimi üzerinden hakaret ediyor. İşte bu kesim ne tarihini, ne de dil tarihini bilmeden bu hatalı yorumlara kayıyor. Üzücü...
İlber Ortay'lı hocanın 2. Abdülhamit'in de Latin Alfabesini onayladığını anlatmasına da tahammül edemiyor bu fikirdekiler.
"Ortaylı, Abdülhamid'in Latin harflerine geçişin bir kaos ve çatışma yaratacağını gördüğü için bu adımı atamadığını belirtirken, bir diğer iddia ise, Abdülhamid'in,dönemin Şeyhülislam'ından izin almadığı için bu adımı atamadığı yönündedir.

Münif Paşa, 1 Mayıs 1862’de kendi kurmuş olduğu  “Cemiyet-i İlmiye-i bir konferans vermiş, konferansta harf meselesini tartışmış, arap harflerinin ıslah edilmesi gerektiği” fikrini ifade etmiştir. Münif Paşa, harf ıslahı konusundaki bir konferansta; hareke kullanılmayışından dolayı kelimelerin farklı şekillerde okunabildiğini, özel isimler ve yeni kelimelerin okunuşunun neredeyse imkansız olduğunu, Arapça ve Farsça terkiplerin fazlalığından dolayı okuma-yazmanın güçleştiğini, cins isimleri ve özel adların ayırt edilmesi için herhangi bir sistemin bulunmadığını ifade eder. 

Ayrıca, Avrupalıların alfabe konusunda bizim kadar sıkıntı yaşamadığını ve 6-7 yaşından itibaren çoğu kişinin okuma-yazmayı kolayca öğrenebildiğinden bahseder.

Bir diğer girişim de Azerbaycanlı şair Ahundzade Mirza Feth-Ali tarafından yapılmıştır. Ahundzade, Rusya Türkleri arasında Arap alfabesinin ıslahı hakkındaki düşüncelere öncülük etmiştir. 1863 yılında İstanbul’a gelen Ahundzade Mirza Feth-Ali, Rus elçisi aracılığıyla harflerin ıslahı konusunda hazırlamış olduğu öneriyi, Sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa’ya sunmuştur.

Fuat Paşa da, bunu tartışılmak ve incelemek amacıyla ’’Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’’ye göndermiştir. Ancak, Ahundzade’nin bu tasarısı İstanbul’da pek tartışılmamıştır ve reddedilmiştir.

Namık Kemal de, ’’Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazâtı Şâmildir’’ başlıklı yazısında, okuma yazma bilenlerin dahi Arapça ve Farsça kelimeleri anlamakta zorluk çektiğini, yabancı dillerin etkisinden kurtulamadığımızı, dilimizde yazılmış Nergisi’yi dahi anlamakta zorluk çektiğinden bahsederek, Osmanlıca’nın anlaşılmasının zor olduğunu ileri sürmüştür.

Bunun dışında, Ali Suavi, Ahmet Mithat, Şemseddin Sami gibi dönemin önemli aydınları da harf meselesini masaya yatırmışlar ve alfabede değişim, yahut en azından reform ve dilde sadeleştirme gibi taleplerde bulunmuşlardır.

Tanzimat döneminde harf tartışmaları üzerine iki grubun etkinliği görülür. Birinci grup Latin harflerinin kabul edilmesini, Arap harflerinin okumada, yazmada ve matbaa basımında zorluk çıkarttığını, Avrupa ve azınlıklarla iletişimimizi engellediğini savunur. İkinci grup ise, Arap Harflerinin değiştirilmesinin gerekmediğini, ancak ıslah edilmesi gerektiğini savunur.

Bunlarla beraber, Latin alfabesi Osmanlı’da görülmemiş bir şey değildi. Banknotlarda, demiryolu biletlerinde, telgraf haberleşmesinde dahi Latin harfleri kullanılırdı. 

Telgraf dili olarak önce Fransızca, sonra Türkçe kullanılmıştır. 1855-1928 yılları arasında yetmiş üç yıl boyunca telgraf haberleşmesinde Türkçe, Latin harfleriyle yazılmaktaydı. Latin harfleri Osmanlıya; diplomasi, uluslararası ticaret, ulaştırma, turizm, bankacılık, posta, telgraf Batı’nın bilim ve tekniğiyle girmiştir."
(İlber Ortay'lı Yeniçağ Gazetesi Röportajından)

"Türkler, tarihleri boyunca birçok alfabe kullanmışlardır. Müslüman olmadan önce Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanan Türkler, İslamiyet’e girdikten sonra Arap harflerini kullanmaya başlamıştır. Bu alfabeyi yaklaşık bin yıl kullanan Türkler, 19. yüzyılın ortalarında alfabelerini tartışmaya başlamışlardır. Bu dönemde Türk aydınları, Osmanlı Devleti’nin Batı karşısında geri kalış sebeplerini tartışmaya başladıklarında, askerî ve iktisadî alanlarla birlikte, eğitim sahasında da geri kalmışlığın sebepleri üzerinde durmuşlardır. Bu çerçevede eğitim sahasındaki aksaklıklar ve eksiklikler gündeme getirilirken, kullanılan harflerin Türkçe’yi ifade etmeye yetersiz olduğu, eğitimin yaygınlaşamamasının en önemli sebebinin harfler olduğu hakkında birçok görüş ortaya atılmıştır." (Türk Tarihi Altaylı.net)
Bakınız bu tartışmalar Atatürk'ten çok önce gerçekleşmiştir. Atatürk tüm Anadolu'yu baştan başa dolaşmış, bu toprakların insanlarının ihtiyaçları yönünde gelişimlerin inkilabını gerçekleştirmiştir.

Kurtuluş Savaşı kazanılırken Atatürk yalnız değildi, halk olmasaydı yapamazdı diyenler, o gün halkın bu inkılaplara ihtiyacı olmasaydı, yani halk da istemeseydi, bu inkılapların olmayacağını-olamayacağını da bilmesi gerekirdi.
Çünkü inkılaplar halklara rağmen yapılmaz, halklarla birlikte olursa "inkılap" olur...

 

 

 

Bu yazı toplam 1743 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama

 


 

 

 

 

SAKARYASPOR PUAN DURUMU