Günün Tarihi:21 Eylül 2021

Dünya İslam’a Çok Şey Borçlu5 Temmuz 2021 , Pazartesi


Muzaffer Taşyürek

Cemil Meriç’i dinlemeye devam edelim:“Bugünkü medeniyetler, İslâm’a ve Müslümanlara çok şey borçludur. Doğudan gelen Moğol ve batıdan gelen haçlı saldırılarına karşı Müslüman Türk milleti insanlığın onurunu korumuştur.

Her Müslüman devlet, hükümran olduğu devrede ve yerde insanlığa kalıcı eserler bıraktı. Aksak Timur’un Semerkand’ı bir medeniyet harikasıydı. Hindistan’da Delhi’de, Agram’da, Kırım’da, Mısır’da, Suriye’de, Mısır’da, Anadolu’da, sanat, ilim ve sosyal ihtiyaçlara cevap veren eserler, asırların yıkılmaz şahididir. Zaferlerimiz bile yalnız kol kuvvetimizin değil, zekâmızın ve adaletimizin yansımalarıydı. Ecdadımız gittikleri yerlerde zulmü ortadan kaldırıp beldeleri, memleketleri adaletle şenlendirmişlerdi. O muhteşem orduları yürüten kaba kuvvet değil, irfandı, teşkilattı, nizamdı. Fatih’in Semaniye, Kanunî’nin Süleymaniye medreseleri bir millet olabilmenin ve bir kültürün şahitleriydi. Süleymaniye’nin kubbesi, Mohaç’tan daha muazzam bir zaferdi. Loncaları, kervansarayları, şifahaneleri ve sebilleriyle, yüzlerce sosyal müesseseyi ayakta tutan ve yaşatan vakıf müessesesi bile başlı başına bir medeniyet harikasıydı.

Avrupa’ya gerçek ilmin ilk ışığını getiren ve daha sonra ‘İkinci Silvester’ adıyla papalık makamına oturan, Jerber isimli bir papazdır. Bu papaz, Endülüs’te ünlü bilgin Müslim b. Ahmed’den müspet ilimlerde dersler aldı. Daha piskopos iken Müslim’in astronomi ve kozmografyaya ait iki eserini Latince ’ye çevirdi ve Avrupalı gençlere Endülüs’e koşmalarını tavsiye etti. O devir Endülüs medreseleri Avrupalı öğrencilerle dolarken, İspanya ve bazı Avrupa ülkeleri müspet ilimlerle uğraşanları kiliseye karşı gelmekle suçlayarak, Engizisyon mahkemelerinde ölüme mahkûm ediyorlardı. Aslında mahkûm edilen, hür düşünce ve tefekkürdü.”

Bir Gaflet Hikayesi ya da Çöküş

Bu önemli tespitlerden sonra, yazarımız o can alıcı soruyu soruyor ve cevabını bakın nasıl veriyor:“Peki… sonra ne oldu?

Kazandığımız toprakların kaybedilmesi, ordularımızın gerilemesi, servetimizin azalması, ekonomik darlığa düşmemiz, kimilerinin söylediği gibi, ne rejim meselesi, ne de sadece dış ve iç tesirlerin sonucudur. Asıl sebep büyük bir medeniyetin doğmasına sebep olan kudrete yani bilime sırt dönüşümüzdür. Avrupa’daki gelişmeleri izleyemedik. Ne Rönesans’ın tesirlerini, ne çökmesine sebep olduğumuz feudal sistemin manasını kavrayamadık. Bizim toplarla Bizans’ı çökerttiğimiz gibi, Avrupa halklarının derebeylik saltanatını yıkışlarını ve yeni bir yapılanmaya gidişlerini anlayamadık. Dünya denizlerinin ilk haritasını bizler çizmiştik, ama Ümit Burnu’nu Avrupalılar dolaşmışlardı. Müspet ilimlerin temelini biz atmıştık, ama Avrupa’nın gerçekleştirdiği yeni icatlar ve gelişmeler karşısında pasif kalmıştık. Olduğumuz yerde sayıyorduk. Bu durum, Kitab-ı Kerim’in öğretisine de adetullaha da, sünnetullaha da tersti.

Batı’da Kopernik, felekiyâtı kozmoğrafyaya; Lavuzaiye, es-simyâyı kimyaya; Dekart, skolastik tartışmaları gerçek felsefeye çevirirken, bizdeki Semaniye ve Süleymaniye kütüphanelerinde eskiden tedris edilen ilimleri bile anlamaktan mahrum beşik uleması türemişti. Ali Kuşçu kozmoğrafyayla uğraşırken, kendinden sonra gelenler bu ilmi ilm-i nücuma (yıldızların sırrıyla uğraşmaya) çevirmişlerdi. İbn-i Sina ’nın kimyası adeta sihir ilmi olmuştu. Kayseri Darüşşifası bir zamanlar en ileri tıp merkezi iken, nefesciler, üfürükçüler ortalığa hâkim olmuştu. Medreselerimizdeki kıymetli bilim eserlerini değil okutacak, anlayan kimse kalmamıştı.

Bunların doğal sonucu olarak, ordumuzda, idaremizde, ekonomimizde büyük bir gerileme yaşanıyordu. Dışarıdan yabancı uzmanlar ithal ediyorduk. Purusyalı Feld Mareşal Fon Moltke, ordularımızın ıslahı için çağırılıyor; İngiliz amirali Sör Adolfus Slayt, Müşavir Paşa sanıyla İstanbul’da arz-ı endam ediyor; Baron dö Tod topçu ocağımızı eğitiyordu.

Koskoca imparatorluğumuz bitmişti. Padişahlar ve bazı devlet adamları ıslahatlarla, yeniliklerle, içine girdiğimiz anafordan devleti kurtarmak için çırpındıkça, Batı buna müsaade etmedi. Kapılarını bize kapadı. Bizi içine almadı. ‘Sen benim gözümde bana dünkü halimi hatırlatan günahımsın. Ben senin derlenip toparlanmana imkân vermem, veremem. Çünkü sen benim, muhtemel gafletlerime karşı uyarma ve uyanmam için bir örneksin’ dedi adeta.”

‘Çözüm Kendi İçinizde’

Bunları söyleyen yalnızca kendi düşünürlerimiz de değil. Bir batılı olan Metternich, padişaha yazdığı dostane bir mektupta şöyle diyordu:

“Devletiniz günden güne zayıflamaktadır. Onu bu hale düşüren sebeplerin başında, Avrupalılaşma çabalarınız geliyor. Tavsiyemiz şu ki; hükümetinizi dinî kanunlarınıza saygı esası üzerine kurun. Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, ıslah edin, ama yerine size hiç de uymayacak olan kurumları koymak için eskilerini yıkmayın. Batı kanunlarının temeli Hristiyanlıktır. Siz Türk kalınız. Avrupa’nın şartları başkadır, Türkiye’nin başka. Avrupa’nın kanunları, Doğu’nun örf ve adetlerine taban tabana zıttır. İthal malı ıslahattan kaçının. Böyle bir ıslahat, Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler.”

Evet, Batı ve biz iki ayrı dünya, iki ayrı medeniyetiz. Medeniyetlerimizin beslendiği kaynaklar farklı. Bize şekil veren, hamurumuzu yoğuran değerler farklı. Buna rağmen, sahip olduğumuz değerlerin üzerinde yüksel en medeniyetimiz, nimetlerini yalnızca bize değil, batılılara da cömertçe ikram etti. Batı, adaletten temizliğe kadar birçok fazileti bizde gördü, bizden öğrendi. Ama bizi haçın karşısına dikilmiş bir düşman olarak görmekten vazgeçmediler ve hiçbir zaman da vazgeçecek değiller.

Dünyanın yeni bir döneme girdiği bugünlerde, yaşadığımız sıkıntıları aşıp, çağı yakalamak ve yine insanlığa örnek, öncü bir konuma sahip olmak için ihtiyacımız olan şey, bünyemizin kabul etmesinin mümkün olmadığı yabancı unsurlar taşıyan batı medeniyetini taklit etmek değil asla. Aksine utanmadan, reddetmeden aslımıza, yani bize ait olan değerlere yüzümüzü dönmek.

Bu yalnızca bizim için değil, can çekişen bütün insanlığın kurtuluşu adına en hayırlı çaba olacak.

 

 

Bu yazı toplam 91 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.


 

 

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama


 



SAKARYASPOR PUAN DURUMU