Günün Tarihi:21 Ekim 2021

En Büyük Fetih-221 Ağustos 2021 , Cumartesi


Muzaffer Taşyürek

 

Ancak o Kâbe hâlâ yüce Allah’a ortak koşanların elinde bulunuyordu. Bina ediliş gayesinin dışında kullanılıyordu. İçerisi ve çevresi putlarla doluydu. Etrafında, bu binanın inşa edilmesini emreden Allah ’ın emirlerinin aksine her türlü günah işleniyordu. Cinayet, adam kaçırma, köleleştirme, faiz, alkol, fuhuş... kısaca gayri insanî her türlü rezalet işleniyordu.

Bu durum Resûlullah’a (s.a.v) ve müslümanlara acı veriyordu. Vicdanlarını derinden sızlatıyordu. Ayrıca Mekke, başta Allah Resûlü (s.a.v) olmak üzere Medine’ye hicret etmiş çoğu müslümanın ana yurduydu ve sıla özlemi gittikçe artıyordu.

Artık bu mübarek beldenin kendi varoluş gerçeğine döndürülmesinin zamanı gelmişti. Bütün müslümanlar önüne geçilmez bir aşkla vahyin merkezine kavuşmayı arzuluyorlardı ve “ne zaman?” diye soruyorlardı.

Kalplerin en ince noktasına nüfuz eden, gönüllerden geçen her arzuyu bilen Allah, bu arzuya kavuşulacağını Habibi’ne iki sene önceden bildirmiş, müjdelemişti. İş, sebep ve zamanın sabırla beklenilmesine kalmıştı. Ve işte sebep gerçekleşmiş, vakit tamam olmuştu.

Hz. Peygamber, Mekke’ye derhal bir elçi göndererek, yaptıkları haksızlığın diyetini ödemelerini istedi. Aksi takdirde Hudeybiye Antlaşması’nın sona ermiş olacağını bildirdi. Fakat Kureyş bu ihtara aldırış etmedi. Fiilen bozdukları anlaşmayı sözleriyle de tanımadıklarını söyleyecek kadar ileri gittiler.

Sonraları bir ara yaptıkları hareketin yanlışlığını anlayarak Ebû Süfyân’ı Medine’ye gönderdiler. Ebû Süfyân Medine’ye varınca önce kızı ve Resûlullah’ın eşi olan Ümmü Habibe’nin yanına uğradı. Fakat burada ummadığı bir tepkiyle karşılaştı. Ümmü Habibe (r.ah) babasının oturmak istediği minderleri kaldırarak, “Bu minderler Hz. Peygamber’e ait. Halbuki sen bir müşriksin. Resûlullah’a ait mindere oturamazsın!” deyince, Ebû Süfyân neye uğradığını şaşırarak Hz. Peygamber’e (s.a.v) gitti. Ondan da tam bir cevap alamadı ve elleri boş Mekke’ye döndü.

EN BÜYÜK FETİH İKİNCİ BÖLÜM

Sefer Hazırlığı ve Şaşırtmaca

Hz. Peygamber Mekkeliler’in hazırlanmasına fırsat vermek istemiyordu. İnsanların en zekisi olduğunu bu seferde de göstererek kesin bir hedef bildirmeden sefer hazırlığı yapılmasını emretti. Stratejisi yine harekâtın hedefini gizli tutmak, her zaman zinde bir askerî güç bulundurarak saldırılara karşı uyanık olmak ve düşmanı ekonomik baskı altında tutmaktı.

Hz. Peygamber (s.a.v), bu strateji doğrultusunda Ebû Katâde kumandasındaki bir askerî birliği herkesin beklentisinin aksine tam ters istikamete, Medine’nin kuzeyinde bulunan bir mevkiye gönderdi. Bu tam bir hedef saptırma idi. Bu arada Medine’de başka hazırlıklar da sürüyordu.

Bu dönemde, bir müslümanın yapılan hazırlıkları Mekkeliler’e bildirmek istemesi, vahiy yoluyla Resûlullah’a (s.a.v) bildirilmiş ve müslümanları uyaran şu âyetler nazil olmuştu:

“Ey inananlar! Benim düşmanım ve sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçekleri inkâr ettikleri, Allah’a inandığınız için Resûl’ü ve sizi yurdunuzdan sürüp çıkardıkları halde, siz onlara sevgi ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa, onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben sizin   gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur” (Mümtehine 60/1).

Nihayet ramazan ayının onuncu günü 2-3000 kişilik bir ordu Medine’den yola çıktı. Yoldaki katılımlarla bu sayı 10.000’i buldu. Hz. Peygamber (s.a.v) orduyu, zikzaklar çizdirerek belirli bir hedef göstermeden hareket halinde tutuyordu.

Mekke yakınlarına sokulduğunda, amcası Abbas çıkageldi. Hz. Peygamber onu hoş karşıladı ve kendisine şöyle hitap etti: “Ben peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de hicret edenlerin sonuncusu oldun!”

Bu sözleriyle Mekke’nin artık müslümanlar tarafından ele geçirilerek, muhacir çıkaran şirk beldesi olmaktan çıkıp, tevhid beldesi olacağının mesajını veriyordu.

Hz. Abbas’ın (r.a) isteği üzerine onu Kureyşliler’i uyarmak için tekrar Mekke’ye gönderen Hz. Peygamber (s.a.v), müslümanları gruplara ayırarak Mekke’nin çevresinde ateşler yakılmasını istedi. Böylece psikolojik tedbirlerle düşmanı iyice etkilemek istiyordu. Ateşler yandığında Mekke’deki korku ve endişe iyice artmıştı. Yakılan sayısız ateşle müslüman ordusu 50.000 kişilik bir güç gibi görünüyordu.

Hz. Abbas (r.a) ile İslâm ordugâhına gelen Ebû Süfyân’ın gördüğü manzara karşısında aklı karışmıştı ama İslâm’ı kabul etmemekte hâlâ inat halindeydi.  İslâm ordusunun yürüyüşünü seyrederken bir ara Hz. Abbas’a (r.a),

“Ey Abbas, kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar büyükmüş?” deyince, Hz. Abbas onu tekrar uyarmak zorunda kaldı:

“Ey Ebû Süfyân, bu saltanat değil, nübüvvettir, peygamberliktir.”

Ebû Süfyân ordugâhtan ayrılırken müslüman olmuştu. Mekkeliler’i uyarmaya geliyordu. Harem-i şerif’te Hz. Peygamber’den aldığı yetkiyle Kureyş’e şöyle sesleniyordu:

“Ey Kureyş! Muhammed karşı durulması imkânsız, şimdiye kadar misli görülmemiş bir ordu ile geliyor. Kim Ebû Süfyân’ın evine girerse, güvendedir. Kim silahını bırakıp evine kapanırsa, güvendedir. Kim Kâbe’ye sığınırsa güvendedir.”

İslâm ordusu, başlarında muzaffer komutanları Resûlullah (s.a.v) olmak üzere, sekiz yıl evvel yurtlarından sürülüp çıkarılan Muhacirlerin, onlara ev sahipliği yapan Ensarın ve binlerce mücahidin dağları taşları titreten tekbir sesleri ile Mekke’ye dört koldan girmeye başladı.

Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği son elçi, rahmet peygamberi Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) devesinin üzerinde sık sık secdeye kapanıyor, büyük lutfundan ötürü Rabb’ine şükrediyordu. O, bu haliyle küçük cihadı büyük cihada döndürme mecburiyetinin mesajlarını veriyordu. Zaferlerden dolayı gurur ve kibir yerine, kul olmanın şuuruna işaret ediyordu. Kan dökülmesini ve yağmayı yasaklayarak gönüllerin fethini gerçekleştiriyordu.

Şimdi Mekke sokakları tekbirlerle yıkanıyordu, Mekke dağları bu tekbirlere cevap veriyordu. Hz. Peygamber (s.a.v) ihramsız olarak Harem-i şerif’e girdi. Deve üstünde yedi defa tavafta bulundu. Elindeki asasıyla Hacerülesved’e istilâm etti. Sonra Kâbe’yi açtırdı. Asâsıyla putları tek tek yüz üstü devirmeye başladı. Bir taraftan da, “Hak geldi bâtıl yok oldu” (İsrâ 17/81) mealindeki âyeti okuyordu.

Kâbe’nin içindeki bütün putlar, resimler ve heykeller temizlendi. Hz. Peygamber bundan sonra iki rekât namaz kıldı ve dışarı çıktı.

Dışarıda heyecan ve merakla kendisini bekleyenlere fetih hutbesini okudu:

“Allah’tan başka ilâh yoktur. O birdir. O’nun eşi ve ortağı yoktur. Allah vaadini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Aleyhimizde toplanan kitleleri yalnız başına dağıttı, hezimete uğrattı.

İyi biliniz ki bütün üstünlük iddiaları, bütün mal ve kan davaları bugün ayaklarımın altındadır.

Ey Kureyş topluluğu! Allah sizden Câhiliye devri kibirlerini ve babalarla övünmeyi giderdi. İnsanlar Âdem’dendir. Âdem de topraktan yaratılmıştır.”

Sonra şu âyeti okudu:

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekten ve bir kadından yarattık ve sizi birbirinizi tanıyıp bilesiniz diye milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphe yok ki sizin en üstün olanınız, Allah’tan en çok korkanınızdır. Allah her şeyi bilen ve her yaptığınızdan haberdar olandır” (Hucurât 49/13).

Yenilgiye uyrayanlar haklarında verilecek kararı endişe ile bekliyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) onlara nasıl bir muamele beklediklerini sorunca şöyle dediler: “Senden hayır umarız. Sen kerim bir kardeş ve alinecap bir oğulsun!”

Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurdu: “Gidiniz! Siz serbest bırakılanlarsınız.” Bundan dolayı bu insanlar, serbest bırakılanlar anlamında “tulekâ” diye isimlendirildiler.

Teslim olmaktan ve merhamet dilemekten başka yolları kalmayınca direnişi bırakıp İslâm’a teslim olan Tulekâ’nın birçoğunun yakınları Bedir’de telef edilmişti. Daha sonraları müslümanlar arasında çıkan ihtilaflarda, bu çaresizlikten dolayı müslüman olmuş kişilerin büyük rolleri oldu.

Fetih Hutbesi ya da İnsanlığa Bildiri

Bütün insanlığa yönelik bir bildiri niteliği taşıyan “fetih hutbesi”nde önemle vurgulanan hususların başında tevhid, yani Allah’ın birlenmesi geliyor, böylece bütün şirk kaynakları reddediliyordu. Câhiliye âdetleri olan kan ve mal davaları ortadan kaldırılıyor, ırkçılık ve sülalecilik haram sayılıyordu. Üstünlüğün temelinin takva olduğu, insanların ancak hayırda ve iyilikte, taat ve ibadette birbirlerine üstün olabileceği bildiriliyordu.

Bu esaslar büyük fethin hemen sonrasında bildirilmek suretiyle, asıl fethin ruhlarda gerçekleştirilmesi ve nefislerde bulunan kötülüklerin arındırılması üzerinde duruluyordu. Böylece Allah Resûlü (s.a.v), Mekke’yi fethederken gönülleri de fethediyordu.

Öğle vakti Bilal-i Habeşî (r.a) Kâbe’nin üzerinde ezan okudu. Dün “Allah bir” dediği için Mekke sokaklarında sürüklenen köle Bilal, bugün Kâbe’nin damında “Allahüekber” diye tevhidi ilan ediyordu. İslâm’ın hâkimiyeti bu seda ile bir kere daha pekiştiriliyordu.

Namazdan sonra Hz. Peygamber (s.a.v) Safa tepesine çıktı. Kureyş’ten isteyenlerin biatlarını kabul etti. Peygamberliğini ilan için çıktığında taşlanarak indirildiği bu tepede, şimdi kendisini taşlayanlarla biatlaşıyordu. Ne işkenceler, ne acılar çekmişti! Bir avuç müminle ne zorluklar göğüslemişti. Mekke aristokratları sahte tanrıları ve çıkarları uğruna ne korkunç işkenceler yapmışlardı! Ama o şimdi Rabb’inin omuzlarına yüklediği büyük sorumluluğu yerine getirmenin huzuru ve mutluluğu içerisinde şükrediyordu.

Hz. Abbas’ın(r.a) dediği gibi; bu bir saltanat değil, nübüvvetti, peygamberlikti.

Ve yüce Allah, kitabında şöyle buyuruyordu.

“Muhakkak sana apaçık bir fetih verdik” (Feth 48/24).

 

 

Bu yazı toplam 188 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.


 

 

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama


 



SAKARYASPOR PUAN DURUMU