Günün Tarihi:23 Haziran 2021

F­TİH OLA­BİL­MEK4 Haziran 2021 , Cuma


Muzaffer Taşyürek

Ta­rih ko­nu­sun­da ko­nuş­ma­yı se­ven bir mil­le­tiz. İn­sanla­rı öl­çü­süz yü­celt­mek gi­bi bir za­afı­mız da var. Kim bi­lir, bel­ki de ken­di ya­pa­ma­dık­la­rı­mı­zı baş­ka­la­rın­da gö­re­rek tesel­li bul­mak is­ti­yo­ruz. Böy­le­ce kah­ra­man­lık duy­gu­la­rı­mı­zı tat­min edi­yo­ruz. Ama ta­rih­te ba­zı in­san­lar var ki, âde­ta ba­şa­rı­la­rın­da tesel­li bu­lun­sun di­ye de­ğil, ör­nek alın­mak için ya­şa­mış­lar­dır. İş­te Fâ­tih Sul­tan Meh­med Han bun­lar­dan bi­ri­dir.

Fâ­tih Sul­tan Meh­med de­nin­ce ak­lı­mı­za ne ge­li­yor? İstan­bul’u fet­het­miş ol­ma­sı mı? Otuz yıl­lık sal­ta­na­tı sü­re­sin­ce on ye­di dev­le­ti di­ze ge­tir­me­si mi? Ba­ba­sın­dan ka­lan top­rakla­rı 2,5 mil­yon ki­lo­met­re­ka­re­ye çı­kar­ma­sı mı? As­ke­rî de­ha­sı mı yok­sa il­mî ze­kâ­sı mı? Fâ­tih’i fâ­tih ya­pan özel­lik­ler sa­dece bun­lar ola­bi­lir mi? Ta­rih bo­yun­ca da­ha bü­yük ba­şa­rı­la­ra im­za at­mış dâhiler hiç de az de­ğil. Oy­sa Fâ­tih’in, ge­nel­lik­le as­ke­rî ba­şa­rı­la­rı­nın göl­ge­sin­de göz­den ka­çı­rı­lan çok önem­li baş­ka özel­lik­le­ri var. Ve asıl o özel­lik­le­ri onu ta­ri­hin ör­nek şah­si­yet­le­ri ara­sı­na yer­leş­ti­ri­yor.

Fâ­tih’i keş­fet­mek için hak­kın­da ya­zı­lan şi­ir ve ya­zı­larda­ki duy­gu­sal­lık pek işe ya­ra­mı­yor. Ders ki­tap­la­rın­da­ki “çağ açıp çağ ka­pa­yan pa­di­şah” ta­nım­la­ma­sı, za­fer ede­bi­ya­tı­nın öte­si­ne ge­çi­le­me­me­si de öy­le.

Pe­ki, Fâ­tih’i na­sıl an­la­ma­lı­yız?

Her şey­den ön­ce, Fâ­tih’i sa­de­ce bir hü­küm­dar ve ko­mutan ola­rak gör­me­me­miz ge­re­ki­yor.

Evet, o bir hü­küm­dar ve çok ba­şa­rı­lı bir ko­mu­tan­dı ama ay­nı za­man­da ke­mal eh­li bir sû­fî, dev­ri­nin ilim­le­rin­de te­ma­yüz et­miş bir bil­gin ve mü­kemmel bir şa­ir­di. Öy­le bir reh­ber­lik al­tın­da ye­tiş­miş­ti ki, dün­ya ve ahi­ret den­ge­si­ni bü­tün ha­ya­tın­da gör­mek müm­kün. Dev­ri­nin bil­gin­le­ri ta­ra­fın­dan de­rin bir ta­rih şu­u­ru ve ge­le­ce­ğe yö­ne­lik ide­al­ler­le ha­zır­lan­mış; bir iki de­ğil, ye­di li­san öğ­ren­miş, Ba­tı­lı ve Do­ğu­lu ta­rih­çi­le­rin ki­tap­la­rı­nı okuya­rak dün­ya olay­la­rı hak­kın­da bilgi sa­hi­bi ol­muş, siya­sî, as­ke­rî, ida­rî tah­lil­ler ya­pa­rak isa­bet­li ka­rar­lar ver­me eh­li­ye­ti ka­zan­mış bir şah­si­yet­ti.

Bu söy­le­dik­le­ri­miz sa­de­ce bi­zim de­ğil, dün­ya ta­rih­çi­le­ri­nin de gö­rüş­le­ri­dir. Göz­den ka­çı­rıl­ma­ma­sı ge­re­ken, mad­de­yi fet­he­de­bilmek ma­na­yı kav­ra­mak­la müm­kün­dür. Hü­küm­dar­lar eğer el­le­rin­de­ki top­rak­la­rı yal­nız­ca bi­rer ga­ni­met ve mülk ola­rak gör­müş­ler­se, o mülk kı­sa za­man son­ra on­la­rın el­le­rin­den çıkıp git­miş ve o hü­küm­dar da unu­tu­lan­lar­dan ol­muş­tur. Ama o mül­kün ru­hu­na inip ma­na­sı­nı kav­ra­ya­bil­miş­ler­se, ebe­dî ola­rak o mülk­te ta­sar­ruf hak­kı o şa­hıs­la­rın ve on­dan son­ra ge­len ay­nı yo­lu iz­le­yen­le­rin ol­muş­tur. Bu­gün Fâ­tih be­de­nen aramızda olmasa da, onun yap­tık­la­rı, an­la­yı­şı ve inan­cı fet­het­ti­ği toprak­lar­da ya­şı­yor.

Onun ata­la­rı ve ba­ba­sı “iba­dul­lah için ça­lı­şıp, İs­lâm’ı fit­ne­ler­den kur­tar­mak için gay­ret sar­fe­den kim­se­ler” idi. Ada­le­te, il­me, ilim adam­la­rı­na önem ve­ren; hal­kın hak ve hu­ku­ku­nun ko­run­ma­sı­na, zul­mün or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sı­na gay­ret gös­te­ren, iş­gal için de­ğil, “ilâ-yi ke­li­me­tul­lah” için gazâ mey­dan­la­rın­da ga­zi ve şe­hid olan in­san­lar­dı.

Fâ­tih, tah­si­li­ne beş ya­şın­da baş­la­mış­tır. İlk der­se Kur’an’la baş­la­yan, böy­le­ce Al­lah’ın aza­me­ti­ni tas­dik ede­rek ilk adı­mı­nı atan o ço­cuk, ölün­ce­ye ka­dar ay­nı hük­mün te­si­ri al­tın­da kal­mış­tır. Ho­ca­la­rı dev­rin en de­ğer­li âlim­le­riy­di.

Dü­şü­nün bir kere; top­rak ve to­hum mü­sa­it, onu iş­le­ye­cek el­ler hü­ner­li olduk­tan son­ra ye­ti­şe­cek fi­da­nın ka­li­te­siz ol­ma­sı müm­kün mü? Ku­la­ğı­na fısıldanan ve şu­u­run­da yer eden “İs­tan­bul’u aç, gül­zâr yap!” söz­le­riy­di. Bu sö­zü ile­ri­de ger­çek­leş­tir­mek için ça­lı­şa­cak ve bu­nu ba­şa­ra­cak­tı.

 Şeh­za­de Meh­med bir ta­raf­tan il­mî yön­de ye­tiş­ti­ri­lir­ken, di­ğer ta­raf­tan Ak­şem­sed­din’den gö­nül ter­bi­ye­si alı­yor­du. As­ke­rî ter­bi­ye­si, tek­no­lo­jik bil­gi­si ça­ğı­nın şart­la­rı­na ve hat­ta ge­le­ce­ğe yö­ne­lik ola­rak ve­ri­li­yor­du. Za­ten doğ­ru­su da olma­sı ge­re­ken de bu de­ğil mi?  İlk ida­re ye­ri Ma­ni­sa. Ora­da va­li­lik ya­pa­rak, yö­ne­ti­ci­lik der­si­ni ka­pa­lı sı­nıf­lar­da de­ğil, iş ba­şın­da uy­gu­la­ya­rak öğ­reni­yor­du.

 İlk taht tec­rü­be­si­ni ba­ba­sı II. Mu­rad’ın sağ­lı­ğın­da ya­şıyor, si­ya­sî bir kriz ne­de­niy­le taht­tan çe­ki­len ba­ba­sı­nın ye­rine on iki ya­şın­da tah­ta otu­ru­yor­du. Ül­ke Ma­car teh­li­ke­siy­le kar­şı­laş­tı­ğı za­man, otur­du­ğu tah­tı tek­rar ba­ba­sı­na bı­ra­ka­rak si­ya­sî şu­u­run ha­ki­ki bir ör­ne­ği­ni gös­te­ri­yor­du. II. Mu­rad tek­rar tah­ta çı­kı­yor ve genç şeh­za­de de Ma­ni­sa’da ye­di yıl­lık eği­ti­mi­ne de­vam edi­yor­du. Za­ten Şeh­za­de Meh­med’in ho­ca­la­rı ve çev­re­sin­de bulu­nan bey­ler sal­ta­nat uğ­ru­na ik­ti­da­rı ele ge­çir­me hır­sın­dan uzak ki­şi­ler­di. Top­lu­mun se­lâ­me­ti için ne ge­re­ki­yor­sa onu yap­ma­ya ça­lı­şan in­san­lar­dı.

Ba­ba­sı­nı ve­fa­tın­dan son­ra tah­ta çık­tı­ğın­da, Re­sû­lul­lah (s.a.v) ta­ra­fın­dan va­ad edi­len kut­lu müj­de­ye nâil olmak ve “Fâ­tih” sı­fa­tı­nı ka­zan­mak için he­men fa­ali­ye­te ge­çi­yor­du. İş­te genç sul­tan böy­le tah­ta otur­muş, müj­de­le­nen komu­tan ol­ma ar­zu­suy­la İs­tan­bul’u fet­het­mek için ha­zır­lık­la­ra baş­la­mış­tı.

Genç ya­şı­na rağ­men    ken­di­si­ni par­lak sa­ray ha­ya­tı­nın kon­fo­ru­na hap­set­mi­yor­du. Ye­me­si, iç­me­si, eğ­lence­si, gi­yin­me­si hep öl­çü­lüy­dü. Şı­ma­rık­lık ve hırs­tan uzak­tı. Evet, o, ta­sav­vu­fun kalp­le­ri di­ril­ten şer­be­ti­ni iç­miş­ti. Sır tut­ma­sı­nı bi­len, uf­ku açık, ide­al­le­ri­ni ger­çek­leş­tir­mek için ka­rar­lı ve azim­liy­di.

 De­de­si Yıl­dı­rım Ba­ye­zid’in yap­tır­dı­ğı Ana­do­lu Hi­sa­rı’nın kar­şı­sı­na Ru­me­li Hi­sa­rı’nı yap­tı­rı­yor­du. Ça­nak­ka­le Bo­ğa­zı’nı top­lar­la ku­şa­tı­yor­du. Ma­te­ma­tik de­ha­sıy­la yük­sek Bi­zans sur­la­rı­nı aşa­cak ha­van top­la­rı­nı icat edi­yor ve kul­la­nı­yor­du. Ta­rih­te ilk de­fa uçan bom­ba­la­rı imal et­ti­ri­yor ve sey­yar top­çu­lu­ğun mu­ci­di de olu­yor­du. İs­tih­kâm bir­lik­le­ri­nin esası­nı ku­ran ve ka­le­le­rin al­tın­da la­ğım­lar aç­tı­ra­rak ye­ni sa­vaş stra­te­ji­le­ri ge­liş­ti­ren ve yet­miş par­ça ge­mi­nin ka­ra­dan Haliç’e in­dir­me­si­ni dü­şü­nen ve uy­gu­la­tan yir­mi bir ya­şın­da­ki genç bir de­li­kan­lı­dır.

Fâ­tih’in, İs­tan­bul’u ku­şat­tı­ğı es­na­da, kar­şı­sı­na di­ki­len Bi­zans el­çi­le­ri­ni ge­ri çe­vi­rir­ken söy­le­di­ği söz­ler ne ka­dar an­lam­lı­dır:

“Be­nim ira­de­min ulaş­tı­ğı ye­re, im­pa­ra­to­ru­nuzun ha­ya­li bi­le ka­vu­şa­maz!”

O, Pey­gam­ber Efen­di­miz’(s.a.v.)in yüz­yıl­lar ön­ce­ söy­le­di­ği ve İs­tan­bul fâ­ti­hi­ni öven söz­le­ri­ne la­yık ol­muş bir in­san. Ede­biya­tı­mız­da Av­nî mah­la­sı ile yer alan bir şa­ir. Ak­şem­sed­din’in el­le­rin­de ak gö­nül­lü ol­ma­yı öğ­re­nen bir der­viş. Ya­ni Fâ­tih, ha­ya­tı­nı her yö­nüy­le öğ­ren­me­miz ge­re­ken bir şah­si­yet. Yirmi bir ya­şın­da ger­çek­leş­tir­di­ği fe­tih ile, o yaş­lar­da ne­ler yapı­la­bi­le­ce­ği­ni genç­le­re gös­te­ren bir mo­deldir. 

Ta­ri­hi za­ten az oku­yor, ta­ri­hi­miz­de­ki Fâ­tih gi­bi şa­hıs­la­rı tam an­la­mıy­la ta­nı­mı­yo­ruz. Eğer Os­man­lı, Fâ­tih gi­bi ta­ri­hî ger­çek­ler ile yüz­leş­me­ye hâ­lâ ha­zır de­ğil­sek, bu­gü­nün dünya­sın­da da is­te­di­ği­miz yer­le­re gel­me­ye la­yık de­ği­liz de­mektir.

Geç­mi­şin­den güç ala­rak ge­le­ce­ği he­def­le­yen in­san­lar ol­mak, dün­ya üze­rin­de di­ri bir top­lum ol­ma­nın anah­ta­rı­dır.

 

Bu yazı toplam 131 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

 

 

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama

 


 

 

 

 

SAKARYASPOR PUAN DURUMU