Günün Tarihi:20 Ekim 2020

Gelecek toprakta, ziraatte...!12 Ekim 2020 , Pazartesi


Murat Kaba

Nisan ayında 2020 yılı Gıda Krizi Raporu yayınlanmıştı...

Covid-19’un da katkısıyla ciddi şekilde dünya gündemine oturmuştu bu rapor. 

Raporda salgın öncesi kıtlıkla ilgili olası bilgiler paylaşılmış daha sonra da salgınla beraber bu oranın yüzde 100 artacağı ihtimali üzerinde durulmuştu...

Gıda krizi konusunda en kritik ülkeler, Yemen, Afganistan, Güney Sudan, Sudan, Kuzey Nijerya, Suriye, Venezuela, Zimbabve olarak belirtiliyor ve bu ülkelere yönelik birtakım önlemler alınması gerektiği belirtiliyor. Buna göre Afrika'da 77 milyon, Orta Doğu'da ise 25 milyon ila 30 milyon kadar insan gıda krizi ile karşılaşacak.

Bu yıl 265 milyon insanın kıtlık sınırına yaklaşacak, 821 milyon kişi ise halen kronik açlık çekmektedir. 

Gıda krizi küresel olarak çözümlenmesi gerekiyor. Bu sorunla karşı karşıya olan ülkeler ya savaş altında ya ciddi iklim krizi yaşıyorlar ya da ekonomik yetersizlikler veya ekonomik ambargolar nedeniyle bu haldeler. Bu ülkelerin kendi imkanlarıyla durumlarını düzeltmeleri söz konusu değil. Dolayısıyla insani yardım dediğimiz sisteme başvurmak gerekiyor. Ama insani yardımda da ciddi bir sorun var. 

İklim değişikliği, ekonomik krizler, ambargolar, savaşlar ve iç çatışmalar nedeniyle 30 milyon kişinin acil insani yardıma ihtiyacı var ve bu yardım kapsamında yaklaşık olarak 8 milyar dolar paraya ihtiyaç var.

Dolayısıyla ABD, Çin, Rusya gibi gelişmiş ülkelerin ki bunlar zaten donör ülkeler, zor durumda olan bu ülkelere çok acil bir şekilde yardımda bulunması lazım. 

Bugüne kadar daha çok Afrika ülkelerinde görülen gıda kıtlığı uzun süredir devam eden savaşlar nedeniyle Orta Doğu'da da baş gösterdi.

Global gıda sistemi yanlış bir sistem. Birçok ülkeyi dışarıdan gelen gıdaya bağımlı hale getirdi. 

Bizde de 1980’lerde İhtilal sonrası Bu uygulanmaya başlanmıştı. Hatırlarlar yaşı müsait olanlar... Tarımda ithalata teşvik edilmiştik. Akabinde uzun yıllardan bu yana ithalata dayalı bir tarım politikası uygulandı. Gıda enflasyonu ile mücadele kapsamında  üretici fiyatları baskı altında tutuldu. Girdi fiyatları artarken çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı baskılandı. Çiftçi üretimden vazgeçmek zorunda kalınca arz azaldı ve fiyat yükseldi. Fiyatı artan her ürün ithal edilerek bu fiyat artışı önlenmeye çalışıldı. Üretim yerine ithalat desteklendi.

Özellikle; salgın sonrası, bu durumun ciddiyeti bir kez daha ortaya çıktı. Artık bundan geri dönüş yok. Yani salgın bittikten sonra bazı ülkeler kaybedecek, bazı ülkeler kazanacak ve yeni bir dünya düzenine geçilecek. 

Bu yeni dünya düzeninde de gıda ve tarım çok daha önemli hale gelecek. Tarım reformu yapan tarıma önem veren, tarım seferberliği yapan ülkeler yol alacak. 

Hele ki; Türkiye gibi çıkışta olan bir ülke olarak biz, bu durumu biraz daha sistemli hale getirip tabana yayıp iller ve belediyeler bazında takip sistemi getirerek ele alırsak biz tarım reformunu başarır ve o zaman süper güç olma yolunda adım atmış oluruz. 

Sahip olduğu tarımsal potansiyel üretim odaklı politikalarla değerlendirilse yeni tarım düzeninde Türkiye avantajlı ülkelerden birisi olacaktır. İklimi, biyoçeşitliliği, tarım alanları, ürün deseni ile büyük zenginliğe sahip olan Türkiye, hem kendi ihtiyacını üretebilir hem de başka ülkeleri de besleyebilir.

Dünyada gıda ve tarım sektörünü kontrol eden birkaç ülke ve sayıları beşten fazla olmayan büyük şirketler var...

Bu dev şirketler tahıldan tohuma, kimyasal gübre ve tarım ilaçlarına kadar her şeyi ellerinde tutuyor. Süper market zincirlerine de sahip olan bu büyük şirketler Türkiye dahil dünyanın her tarafında faaliyet gösteriyor. 

Son 30 yıldır serbest piyasa ekonomisinin gıdayı eline almış olması bizi yavaş yavaş kendi kendine yetme modeli dediğimiz Türkiye'nin geleneksel modelinden uzaklaştırmıştı, piyasaları elinde tutan çok kuvvetli bir gıda sektörüyle karşı karşıyaydık. Eskiden daha az ithal ettiğimiz birçok gıdayı artık daha çok ithal etmek zorunda kalıyorduk...

Şimdi ise;

Türkiye Tohum Gen Bankasından alınan bilgiye göre Türkiye coğrafyasında bugüne kadar 12 bin çeşit bitki var. 2010’da açılan Gen Bankası aslında ilk 1974 yılında İzmir’de kurulmuştu. Biyolojik çeşitliliğe sahip çıkmak için yetersiz kalınca ABD ve Çin’den sonraki en büyük gen bankası yapıldı... Bu sayede gelecek nesillerin gıda güvenliği de garanti altına alınmış olacak...

Türkiye'nin gelecek yıllarda tarımda sıkıntı yaşamaması için kritik öneme sahip tohumlar Tohum Gen Bankası'nda eksi 18 santigrat derecede korunuyor, hiçbir şekilde dışarıya çıkarılmıyor. Tohumları 100 sene muhafaza eden Tohum Gen Bankası, dünyada ilk 10 arasında.

Endemik olarak adlandırılanlar, 'Uzun Dönem Odası'nda eksi 18 santigrat derecede korunurken hiçbir şekilde dışarıya çıkartılmasına izin verilmiyor. Diğerleri ise 'Orta Dönem Odası'nda 10 santigrat derecede tutuluyor ve araştırma yapmak isteyenlerin kullanımına sunuluyor.

Ülkemiz buğday, arpa, çavdar, yulaf, keten, soğan, nohut, mercimek ve yonca gibi birçok türün gen merkezi konumunda. Bu zengin çeşitliliğin tohum gen bankalarında ilgili standartlar doğrultusunda uygun bir şekilde muhafaza edilmesi gerekiyor. Burada yerel çeşitler korunurken üretim yenilenmesi konularında çalışmalar da yürütülmektedir.

Türkiye hali hazırda, yakın komşularına ve Avrupa ülkelerine birçok tarım ürünü satıyor... Ürün çeşitliliğinin geliştirilmesi ile üretim ve satış potansiyeli daha da büyüyecek ve gıda ürünü ihrac eden öncü ülkeler arasına gireceğiz. 

Tabii ki; devletin desteğinin yanında   üreticilerin, kooperatif ve yerel yönetimlerin gıdaya yönelik yeni bir kalkınma modeli geliştirmesi ve bunun için de ciddi bir fon oluşturulması gerekiyor...

Çiftçi para kazanırsa üretim yapar, bir karış toprağı boş bırakmaz. Para kazanamazsa üretimden çekilir. Özetle, yeni tarım düzeninde üretmeyen ülkelerin, toplumların işi çok daha zor olacak.

İyi haftalar...

 

 

Bu yazı toplam 1668 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

 

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama

 


 

 

 

 

SAKARYASPOR PUAN DURUMU