Günün Tarihi:18 Ekim 2021

Hangi Şartlarda Padişah Oldum?9 Ekim 2021 , Cumartesi


Muzaffer Taşyürek

O tahta çıktığı günleri ve ülkenin içinde bulunduğu buhranlı günleri hatıralarında şöyle anlatır:

 “Ben hangi şartlar içinde ve nasıl bir zamanda padişah oldum? Bunu hatırlatmak isterim. Bosna – Hersek ayaklanmış, Karadağ ordumuzu sarmış ve yenmiş, Sırbistan düzenli ve tehlikeli bir kuvvetle ülkemize savaş açmıştı. Bu badireden o müthiş Rus muharebesi doğdu.(93 Harbi).

Bu savaşı doğuran iç ve dış olaylar benim saltanat günlerimin işi değil… Ben iki padişah’ın ardı ardına hal’inden, 93 günlük bir hükümet buhranından ve bir saltanat boşluğundan sonra padişah olmuştum…”        Bu bunalımların sebebi tarihlerce sabittir ki Jön Türklerin iktidar üzerine çevirdikleri entrikalardı. Siyasi ihtiraslar uğruna padişahların birini tahta çıkarıp ardından onu öldürerek(Sultan Abdülazizi) yerine psikolojik sorunları olan V. Murad’ı tahta çıkarmaları, onu da beğenmeyip II. Abdülhamid’i pazarlıklar yaparak iktidara getirmeleriydi.

Sultan Abdülhamid Han otuzüç yıl süren ve devleti badirelerden korumaya yönelik saltanat yıllarının sırrı için şunları söyler:

“Büyük devletlerarasındaki rekabetin eninde sonunda onları çatışmaya götüreceği gözler önündeydi. Öyleyse Osmanlı Devleti böyle bir çatışmaya kadar parçalanma tehlikelerinden uzak yaşamalı ve çatışma günü ağırlığını ortaya koymalıydı. İşte benim 33 yıl süren siyasetimin sırrı…”  Sultan II. Abdülhamid dış politikada yabancı tarihçi ve devlet adamlarının da belirttikleri gibi çok üstün yeteneklere sahipti. Balkan Devletleri arasında dostluk ve birlik doğmaması için sürekli çabalar sarf etmiş, bu ülkelerin birlikten güç alarak Osmanlı Devleti ile savaşmasının önünü kesmişti. Almanya ile çok iyi geçiniyor, Almanya’nın Avusturya yakınlaşmasını önlüyordu.  Barışa önem vererek ekonominin güçlenmesi için tedbirler alıyordu

Çıkması muhtemel ve hedefi daha o günlerden Ortadoğu’nun zenginlik kaynaklarını bölüşmek olan bir dünya savaşını sezmiş, kendince bazı tedbirler almaya çalışmıştı:

1-)Doğrudan satın alıp geliştirerek,

2-)Boş arazileri tarıma açıp sahiplenmeye uygun yasalardan yararlanarak,

3-)Miras yoluyla Anadolu, Filistin, Suriye, Irak, Yunanistan, Arnavutluk, Bingazi(Libya) ve Kıbrıs’ta geniş çaplı emlak ve sayısız işletmenin sahibi oldu. Öyle ki, Suriye’deki en verimli toprakların 1/3’ü (3 milyon dönüm), Filistin’de ekilebilir toprakların 1/7’si(1.036.000 dönüm),Irak’ta o tarihte belirlenmiş petrol yataklarının en zenginleri özel mülklüydü.    

 Abdülhamid’in sahibi olduğu petrol yataklarının sadece işletime açılan bölümünden Uluslar arası Petrol Grubu yılda 4 milyon ton petrol üretiyordu.

Abdülhamid’in Avrupa, Asya ve Afrika’ya yayılan emlaki üzerinde çiftlikler, rıhtım ve liman tesisleri, değirmenler, zeytinlikler, narenciye bahçeleri, sedir ormanları, ipek üretim merkezleri, otlaklar, evler, dükkânlar, madenler, petrol kuyuları yanında halen çıkartılmayan petrol, maden ve kömür rezervleri vardı.

Abdülhamid, sayısız mülk ve işletmeden gelen şahsi geliriyle, mevcuda ek olarak yeni kuyular, tarım alanları açtırdı, liman tesisleri yaptırdı. Kendi parasıyla geliştirdiği petrol alanlarına 200.000 İngiliz lirası harcadığı bilinmektedir.

İttihatçılar 1909’da Ermenilerin ağzıyla Kızıl Sultan dedikleri bu büyük devlet adamını tahttan indirdiklerinde, onun bu inanılmaz serveti haksız ve yasadışı yollarla elde ettiğinde inanıyorlardı. Bu düşünceyle ahmakça bir uygulamaya giriştiler. Ülke çapında yaptıkları duyurularla zarar gören herkesin tahtan zorla el çektirdikleri sultan aleyhine dava açabileceğini, dava masraflarının devletçe karşılanacağını ilan ettiler. Ama bütün beklentilere rağmen bir tek dava açıldı, o da sultana karşı değil, yanında çalışan bir görevli aleyhine.

Her şey hukuka uygundu. Sultanı suçlayacak en küçük bir belge bulamadılar. Ve tarihin en büyük hatasını işleyerek. Sultanın mal varlığını devletleştirdiler.    

Abdülhamid, kişiliğine uygun bir ihtiyatlılık ve kuşkuculuk ile zamanın en iyi hukukçularından İktisat ve emlak uzmanlarından oluşturduğu bir kurul yardımıyla, mülkünü diğer sultanların yaptığı gibi hükümdarlık makamına bağlı olarak “Hazine-i Hümayuna” değil, kendi adına, yani “Hazine-i Hassa”ya kişisel emlak olarak kaydettirmişti.         

 Daha sonra da tüm emlakini 4.320 hisse hesabıyla Şeyhülislam’dan alınan bir fetva aracılığıyla mirasçıları arasında bölüştürmüştür. İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları 1908 yılında Abdülhamid’i meşruti yönetimi kabule zorladılar. Ayrıca ona büyük baskı yaparak devlet harcamaları için alınacak bir borcun karşılığı olarak onun özel mülkünün bir bölümünü bir irade aracılığıyla devlet hazinesine aktardılar.     

İttihatçılar 1909 yılında da Abdülhamid’i tahttan indirirken, yerine getirdikleri Sultan .Mehmed Reşad’ı ikna ederek, ikinci bir defa  ile Abdülhamid’in geri kalan özel mülkünü devletleştirdiler. Her iki girişim de ne Meclis-i Mebusan kararıyla,ne de hukuken gerekli Defter-i Hakani muamelesi mevzuatına uygun olarak yapıldı.Tüm işlem bir siyasal zor olgusu,bir idari el koyma eylemiydi.

İttihatçıların tamtakır imparatorluk hazinesini nefret ettikleri bir müstebitin (!)serveti ile zenginleştirmek için giriştikleri bu eylem Türk yakın tarihinin en büyük talihsizliklerinden biri olmuştu.  Hasta adamın mirasına göz dikenler onu kendi evlatlarıyla yok etmenin planlarını yapmış İttihatçıların yapmış olduğu askeri darbe sonucunda bir taşla bir kaç kuş vurmuşlardı.  Osmanlı tahtının son güçlü lideri tahttan uzaklaştırılmasıyla, devlet macera hevesli insanların elinde kalmış, Hasta adama son öldürücü darbenin vurulması ve mirasının rahatça paylaşılması için en büyük engel ortadan kaldırılmıştı.

 

Bu yazı toplam 124 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.


 

 

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama


 



SAKARYASPOR PUAN DURUMU