Günün Tarihi:17 Şubat 2020

ZİYA GÖKALP’TEN ATATÜRK’E...2 Ocak 2020 , Perşembe


Özlem Doğan

Bugün Türkiye’de Sosyolojinin kurucusu kabul edilen ve aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘fikir babam’ dediği Ziya Gökalp’ten söz etmek istiyorum…

  Ziya Gökalp 1876 Diyarbakır doğumludur. Doğduğu tarihini ilk okuduğumda ne güzel bir tesadüf demiştim. Zira 1876 Kanun-i Esasi’nin yani ‘ilk Anayasa’mız olarak geçer; Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası olarak 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II.Abdulhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden devreye girmiş olan anayasamızdır.’

Ziya Gökalp, yaşadığı dönemin çok ötesinde düşünebilen ve dönemin toplumsal sorun ve yaşantılarını, kuş bakışı bir görüşle parçaları ve bütünü görebilen bir fikir yapısına sahiptir. Köseoğlu'na göre; fikir dünyasını belirleyen temel etmenlerden biri, okumuşlar yani medreseliler grubundan olan bir aileden gelmesidir. Bilinen bütün dedeleri iyi eğitim görmüş Osmanlı aydınlarıdır.
Beysanoğlu, "Ziya'nın ilk terbiyesini fikren yüksek ve ahlaklı bir zat olan babasından aldığını belirttikten sonra, tahsil hayatı hakkında şu malumatı verir; " Ziya İlk tahsilini Mercimek Örtmesi İlkokulu'nda Hafız Ömer Efendi'den yapmıştır. Sonra kapısı yakınında bulunan (şimdiki yeni okul) Diyarbakır Askeri Rüştiyesi ‘ne devama başlamıştır. Okul Müdürü kolağası İsmail Hakkı Bey (Amasya mebusu olan İsmail Hakkı Paşa) uyanık ve değerli bir öğretmendi. Talebelerine bulunduğu devrin fenalıkları anlatıyor, istibdadın kötülüklerini izahla gençlere hürriyet aşkını aşılamaya çalışıyordu. Ziya üzerinde ilk büyük tesir icra edenlerden birisi de bu İsmail Hakkı Beğ'dir."
Ziya Gökalp, Askeri Rüştiyeyi bitirdikten sonra 1891 senesinde Diyarbakır Mülkiye İdadisine girer. İdadi ‘de okuduğu dönemde edebi eserlere merakı artmış ve Ahmet Mithat Efendi'nin yazılarına büyük ilgi göstermiştir. " Ziya idadi ‘de hem müsbet ilimleri hem de manevi ilimleri tahsis etmektedir. Bu sıralarda bilhassa hocası Doktor Yorgi' nin tesiri kuvvetli olmuş, Ziya'ya müsbet ilim aşkını aşılamıştır. Ziya tasavvuf ve İslam düşüncesine de meraklıdır." Erişirgil, ondaki bu merakı ve okuma zevkini şu sözlerle anlatır; " Amcası Hasib Efendi Arapça ve Farsçayı öğretiyordu bu dillerdeki bilgisini ve İslam Filozof ve mutasavvıfların eserlerini okuma merakını Hasip efendiye borçludur Ziya. İslam filozoflarının genellikle metafizikçiler gibi en çok meşgul eden mesele onların diliyle mebde ve maad yani ailemin ilk nedeni ve amacıydı. Amcasıyla da Gazali'nin eserlerini başladı. Bu İslam düşünürünün, insanın din inançlarında şüpheye düşebileceğini ve bu şüpheden kurtulma yollarını anlatan yazıları, düşünce hayatında çok etkili olmuştur. Sonraları Gazali'nin Fransız filozofu Descartes'tan çok önce akli hakikatleri arama yolunu bulduğunu söylerdi ve kaç defa bunu yazmıştır."
Ziya Gökalp, Arapça ve Farsçayı çok ilerletmiş, Fransızcayı da kendi kendine öğrenmiştir. Beyanoğlu; "Bir taraftan Muhyiddin Arabi, İmam Gazali gibi Şark (Doğu) filozoflarının, diğer taraftan Gustave Le Bon, Tarde gibi Garp (Batı) mütefekkirlerinin (düşünürlerinin) eserlerini kaynaklarından incelemeye koyuldu. Bilhassa Garp kültürü Ziya'nın Ruhunda yeni ufuklar açıyordu. Bilgisini artırmak çalışmalarını daha müsbet ve verimli bir hale koymak için yüksek tahsil görmeye karar verdi." diyerek söz eder.
Ziya Gökalp 1895'te İstanbul'a gider ve maddi yetersizlikler nedeniyle ücretsiz olan Baytar Mektebine kaydını yaptırır. Buradaki öğretimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sukuti ile ilişki kurar. Jön Türklerden etkilenir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılır. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katılır. Bir yıl sonra örgütün Selanik'teki Merkez yönetim kuruluna üye seçilir. 1910'da Terakki İdadisinde sosyoloji dersleri verir. Bir yandan da "Genç Kalemler" dergisini çıkarır. 1912'de Ergani Maden'den Meclis-i Mebussan a seçilir ve İstanbul'a taşınır. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer alır. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani ‘de (İstanbul Üniversitesi) Sosyoloji dersleri verir.
Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girer. Düşüncesinin temelinde Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleri ile batıdan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" olarak özetlediği bu yaklaşımın kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki bölgesinde İslamcılıktı. Toplumsal modeli Emile Durkheim'ın teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile çatışmacı toplumu temel alan Marksizm'e karşı mesleki örgütlerin temel toplum birimi olarak kabul edilen Solidarizm ‘de (dayanışmacılık) karar kıldı.

  Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak fikirlerine o zamanın toplumunun yaşantısının içinden kopup gelerek yeni boyutlar katmış ve bugüne kadar gelen Atatürk ilk ve inkılaplarına zemin ve ışık oluşturmuştur. Zira Atatürk kendisine boşuna ‘Fikir babam’ dememiştir. Saygı ve minnetle…

   Kaynaklar; Ethem Çalık, Ziya Gökalp’in Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak, Ötüken Yayınları.

Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak. Milenyum Yayınları.
 

Bu yazı toplam 217 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİGÜN GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

 

 

 

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara

Site İçi Arama

 


 

 

 

 

SAKARYASPOR PUAN DURUMU